25 Eylül 2013 Çarşamba

karanlık ülkeler prensine...

ben olmayı unuturcasına sen olmak inanmak bazen körü körüne bir uçuruma kendini bırakmak kadar korkunç bir o kadarda cesaret isteyen bir durum...
yıllar yılı bir dev bir ''aşk'' timsali bir ''kahraman'' belki bir romeo belkide karşılıksız bir aşkın bıçkın aşığı sen.üzerine binlerce devrik cümle kurulacak ''adam'' bazen bir çocuk bazen bir arkadaş bazen bir düşman olan küçük adam.hayranlıklarımın başkentiydi sevgin,bazen şımarıklıklarımın ülkesi bazende mutluluklarımın sokağı.sevgisinde güven bulduğum adam hangi başkentin yalanı artık?hangi rüzgarın esintiler ülkesi?hangi mutsuzlukların sokağı?hiç olmayacak hiç umulmayacak hayal kırıklıklarının içerisinde kendim olmaktan vazgeçmek üzereyim kendim olurken sana inandım çünkü kendim oldukça her yeminde her gidişte bir kere daha belki bu defa diyerek bir umut çiçeği daha yeşerttim kalbimde ama her defasında hayal kırıklıklarıyla soldu o umut çiçekleri.yol ayrımındayım artık ya ben ben olmaktan geçicem ya sen olmaktan ben ben olmalıyım ben seni böyle hatırlamalıyım.vedaları oldum olası sevemedim bana göre değiller kime neye karşı olursa olsun hep tadı acı geldi bana.aklımda kalbimde hayatımda kalan bir parça senide kaybetmemek için belkide bu son yol ayrımıydı.belki ikimiz içinde yolların en çetrefillisi olacak ama en sağlamı olmalı giderken kimse üzerine birşey diyememeli ne sen ne ben ne 3.çoğul şahıslar.vakit bu vakit ya çanlar vedalar için çalıyor şarkılar gidişler için dinleniyor cümleler ayrılıklar üzerine kuruluyor.belki sevgiyi tadamadım sende ama en inandığım şeyi güveni tattım ve şimdi ona ihanet edecek kadar yok olmuşsun kirliliklerde.unutma her gidişin elbette bir gün dönüşü olacaktır karanlık ülkelerin prensi ama benim güneşli ülkemin karanlıklar ülkesine doğmayacak kadar inancı var.sana yeni benliğinde saadetler dilerim kendimeyse bol hayal kırıklı aylar seneler...!!

hangi?

Hangi arta kalan "mutluluk"? Bir kuşun gagasındaki ekmek kadar sahici olan mı bir palyaçonun yüzünde olan mı?çelişkiler dolu bir dönme dolap "hayat"en mutlu anlarda bile düşündüren düşündürdükçe düşüncelere mahkum eden bir sinsile...adında sonsuz anlamlar barındıran "beş" harf yaşayan yaşamayan seven sevmeyen isteyen istemeyen hak eden etmeyen herkesin bulunduğu bir havuz...hayat ve mutluluğun eşsiz senfonisi çınlıyor kulaklarımda sol yanımda günah meleği gibi acıları çınlıyor sağ yanımda bana mutluluğu çınlıyor düşüncelerimdeyse tamamen yalnızlık senfonisi belki bilinmeyene binlerce serenat belkide mutluluğa binlerce selam belkide acılara binlerce sitem...
bir çoban salatası "hayat" bazen bir hıyar kadar gereksiz,bazen bir domates kadar kırmızı,bazen bir limon kadar sulu,bazen bir soğan kadar acı,bazen bir tuz kadar gerekli...
Bir meyve tabağı "mutluluk"
Bazen kavun kadar kelek,bazen erik kadar ekşi,bazen çilek kadar tatlı bazen muşmula kadar degişik...
Üzerine binlerce benzetmeler yazılabilecek eşsiz ikili hangi hayatın yıldızı hangi hayatın karanlığısınız kim bilir...

Hakkari

Insan aynı kaderi her defasında tarihin tekerrür etmesi gibi yaşayabilir mi?hep sil baştan hep aynı?farklı kişiler ama acının dili hep aynı...mutsuzluğa sürgün edilmiş bir hayat mahkumu gibi...yüzüne gülen ama seni en çokta yaralayan senin solunda taşıdığın şeyin de bir kalp oldugunu unutan bir avuç insan....sırtını güvenle yasladıkça sırtına bıçak saplayan...sana hayat sunup o hayatı bir kerede elinden alan tek bir hatayla elinden alan kimseler..."ihanet" biçimi her ne olursa olsun ismi bile korkutan şey seni yaşamak seninle yaşamayı öğrenmek çok zor seninle sevdiklerimi paylaşmak ve senin her defasında kazanman çok ağır.yürek sürgünü yaşamak geçmişten bugüne bugünden yarına...herşeyin kapısını bana aralayan şehir "hakkari" mutlulukları sunarken bile durgun olma sebebim bunuda mı hak ettim?

a.ş.k

uğruna savaşmamız gereken en masum şey olan aşktan geriye ne kaldı artık koskoca bir kirlilik öyle değilmi?oysa herzaman seven masum sevilense nankör olmadımı?atı üstü üç harften oluşan şu kelime "AŞK" masumluğunu kaybetti artık okunuşu anlamı duruşu değişti.
Ağlamanın en kıdemli hali
şevkatin en muhtaç hali
Kalbin ise en ritimsiz hali
olup çıkıverdi ortaya.ilk önceleri ilkokulda küçüklük aşkı denen bir durumla başladık çocukca aklımızla büyükleden gördüğümüzle sonra sonra çocukluk aşkı yerini lise aşklarına bıraktı en deli en coşkulu dönemlere belkide aşkımız için vazgeçtiğimiz herşeye.genç delikanlı genç hanımefendi aşkı ne kadar uzun sürdüyse okadar parmakla gösterilesi oldu ama kim bilebilirdiki gün gelince onun bile çok anlamsız geleceğini.en nihayetinde aklımıza büyük aşk diye birşey soktular işte orda başladı hikayenin en acı tarafı hepimiz kendimizi bir aşk masalına kaptırdık gittik yıllar yılı acılar çektik uğruna şiirler yazılar yazdık gün geldi adına "hayat" dedik.sonra ne mi oldu ortaya "nankörlük ve sadakatsizlik" diye birşey çıktı aşkın tüm büyüsü bozuldu aşık olan mutsuzluğa köleleştirildi aşık olunan ise riyakarlığa.bir cümlenin iki öznesi vardır aslında aşta biri gerçek özne biri gizli özne.gerçek özne herzaman önplandadır yaşadıklarıyla yaptıklarıyla oysa gizli özne öyle saklıdırki sol'unda taşıdığının içini açmak için adeta 7ayrı dereden 7ayrı su getirmek gerekir.peki ya neden uğruna savaş verilen en masum şey "aşk" a ne olduda böyle kirlendi uğruna savaşılmaktan utanılır hale geldi çünkü insanlar artık birbirlerine dürüstlüklerini kaybetti insanların kalbi şeffaf değilken aşkları ne kadar şeffaf olabilirki zaten...

bir var bir yok

bir varmış bir yokmuş tarihin artık çok derinliklerinde kalan bilinmeyen bir zamanda masumiyet denen bir şey varmış.öyle kutsal öyle kutsal bir sözcükmüşki enaz "anne" kadar ve zaten masumiyet en fazla gözlerimizi dünyaya açtığımız anda varmış.biz büyüdükçe bazı kimseler gözümüzde masumiyetliğini kaybederken bir yandan da nice masumlar gözlerini yummuş daha en zirvesindeyken hayata...masalların sonu hep mutlu biter değilmi ? Ozaman bizlerde kendi masallarımızı yazalım ve mutlu bir sonu olsun masumiyetin!...

bana beni anlat

bana beni anlat senden beni dinlemek masalsı bir güzellikte.
bana beni anlat beni senden dinleyeyimki ibadetim olsun hayatta kalmak.
Bana beni anlat anlatki deniz gökyüzü utansın beni betimlemenden,dağlar çöller küssün sana.
Bana beni anlat anlatki yer çekimine meydan okusun ayaklarım.
Bana beni anlat çocuk gülüşlerimi anlat anlatki huzur bulsun içimdeki yaramaz çocuk.
Bana beni anlat ruhumun güneşi anlatki aydınlansın yüreğimin karanlık yanı.
Bana beni anlat anlatki zin kıskansın anlatki leyla gönül koysun mecnuna.
Bana beni anlat ruhumun diğer yanı anlatki ez jı te pır hezdıkım anlam kazansın tüm dillerde...