29 Nisan 2013 Pazartesi

CAN PAZARI

insan canının pazara çıktığı bir dünyada ve insani duyguların katlinin gerçekleştiği bir çağda yaşıyoruz!bir yerlerde insanlar öldürülüyor,katlediliyor yada cinsel,toplumsal,duygusal istismara uğruyor.ne kadar ironiktir ki geçmişte var olmuş bir uygarlığın kehanetine inanıp yada bir dizi kahramanının ölümünü benimseyip bunlara anlam ve duygu yükleyen insanlar asıl duyarlılık göstermeleri gereken noktalarda tamda resimdeki gibi sırtlarını dönüp duyarsızlaşıyorlar.bence asıl kıyamet insanların vicdanlarında kopuyor ve bence asıl ölümler insanlığın duygu ölümleri oluyor.bir yerlerde kimyasal bir silahla ölen bir çocuk kimin umurunda,açlıktan sömürge olmuş köleleştirilmiş bir toplum,şiddet gören bir kadın kimin umurunda? Dilerim ki insan olmamızın verdiği bir gereklilik olarak vicdanımızı ve duygularımızı yeniden gözden geçirebilecek bir hal alabiliriz....

DÜŞ'ÜN

düş'ün düş'üme değince gök kuşağı olur gönül bahçem bir güneş gibi doğarsın hayal bahçeme.ağız dolusu kahkahalar bekler benimle birlikte seni bekleyişler bekleyişler bekleyişler hayalimdeki sevgiliye bilirimki sana ulaşmam içindir acılarım sana ulaşmam içindir gözyaşlarım çünkü sen gelince gönül fakiraneme bilirimki her acı binlerce mutluluk her gözyaşı binlerce kahkaha olacak.yolda yürürken geçiyorsun belki yanımdan belkide çok uzak diyarlardasın ama hissediyorum az kaldı geleceksin ve ozaman dolacak yarım kalan sol yanım işte ozaman gerçek mutluluğu gerçek aşkı gerçek sevgiliyi bulmuş olacağım.senden öncesi vardı elbet belki güzel aşklarım belki güzel anılarım oldu belkide pembe hayallerim oldu ama her yarı yolda bırakıldığımda anladım ki mutluluk için sadece birer zorlu basamakmış yaşananlar.gelirsen birgün bilesinki gönlüm kırık hayallerim yaralı bilesinki yüzüm gülmeye kalbim sevmeye susuz....
hepimiz mutluluğu ne kadar farklı şeylerle tanımlıyoruz değilmi?
Aslında mutluluk hayatında hiç televizyon görememiş bir çocuğun bit televizyon görüp mutluluk içinde çizgi film izlemesi belkide.hayat karşımıza o kadar farklılık çıkartıyor ki bazen kimse kendininde bir zamanlar çocuk olduğunu hatırlamıyor.zenginlerin eski diye attığı bir tv de fakir bir çocuğun mutluluk bulması aslında en günahsız mutluluk yada belki savaşta olan bir ülkede bir cocugun bugünde ölmemesi belkide açlık çeken bir yerde bir dilim kuru ekmek bulması.hayatın akışına o kadar kaptırmışızki kendimizi etrafımızda olup bitenlere karşı duyarlılık gösteremeyecek hale gelmişiz....

O

umutlar umutlar umutlar..............
hangi deniz,hangi dalga getirir bize umud ettiklerimizi? Hayattan sürekli beklentilerimiz olur aslında herbiri birer umut her biri birer bekleyiştir,bazen bunlar iç çekişlere de dönebilir çok istersin birşeyi o ise sanki seninle savaşırmışçasına uzaklaşır senden,sen kovalarsın o hep kaçar hep bi kovalamaca vardır aranızda fark etmediğiniz.bazen "o" gelir aklınıza ve tamda işte o anda değişir kalp ritimleriniz beyniniz kalbinizi komuta edemez hale gelir.düşler kurmaya başlarsınız onunla düşler ötesinde belkide hiç gerçekleşmeyecek bir düştür bu belkide hiç olmayacak bi "o" dur umud ettiğiniz. Ama yinede beklemesi güzeldir güzeldir onunla hayal kurması:denizi dinlemek onunla sessiz sedasız susarak aşkını anlatmak ona tarifi imkansız,elele tutuşmak kalabalıklarda belkide hiçbirini yapamamak ama yinede güzeldir "o"nu hayal etmesi.sabah uyandığında güne onu düşünerek başlamak sıcacık yatağının içinde donmak gibi yada boş tavana bakıp orda gökyüzü görür gibi titreyerek ve gülerek uyanmak.geceyede onunla son vermek mesela bir sigara tiryakisinin sigaradan aldığı son yudum kadar vazgeçilmez olur "o"nu hayal etmeyi bırakıp uykuya dalmak.yemek yemek kadar zaruri bir ihtiyaç halini alır "o"nu düşlemek bazende istemeden farkında olmadan gülersin yanında oturan mutlu çiftleri görünce "o ve ben"'de mi böyle olacaz? Bazen bir müzik dinlersin en olmadık zamanlarda hıçkırıklara boğar seni göyaşların "o"nun yokluğu acıtır canını bazende çalarsın bir düğün halayı başlarsın "o"nu umud etmeye.aslında belki hiç olmayacak bir hayaller prensidir "o" ama sen yinede beklersin belki birgün gelirde hayatına anlam katar diye aslında hiç gelmesede olur ben hayalimdeki "o"nla mutluyum.....

İNSANOĞLU

nefis kalbin en büyük düşmanıdır,umut ise en büyük dostu....insanoglu dünyaya gözlerini açtığı anda ağlayarak açar çünkü tertemiz gelmiştir kötülüklerle dolu dünyaya.büyüdükçe geçer nefis ve umut köprüsünden incecik bir çizgidir o aslında.şayet nefsini terbiye etmenin bir yolunu bulduysan eğer tamda o noktada umut yeşerir küçücük bir şeyden bile bir umut çıkarmaya başlarsın ağlayarak geldiğin dünyada artık gülmeyide öğrenirsin kaybettiğin her şey kazanacaklarının birer umdudur aslında bunu fark etmelisin,ne çok gözyaşı döktüysen toprağa aslında o kadarda umut demektir.her doğan güneş ardında yeni umutlar barındırır bilinmeyen zamanlardan gelen gülüşlerimiz bunlaradır aslında ve hayat her şeye rağmen gülmeye değer....

O BENİM

Gözlerimi kapatmış kaptırmışım kendimi yine hayallerimin mapushanesine tutuklamış beni yine hayallerim.
Düşüncelerim geçmişten intikam alırcasına huzurlu,tüm yaşanmışlıklara inat.
Tebessüm yüz tutmuş fener olmuş gelecek kahkahalara.
Hüzün isyanlarda savaşı kabettiğinden uçurmun eşiğinde.
Çocukluğum selam veriyor ban hoş geldin yeniden yuvana diyor .
Gençliğim tebessüm ediyor bana bir yerlerden sonunda başardın diyor.
Ve be artık biliyorum `o` benim.
Gökyüzüne bakıyorum hayallerimin sonsuzluğunu anlatıyor bana.
Denizi izliyorum sonsuzluğun sonunu hatırlatıyor bana.
Selam size ey dostlar biliyoruM artık `o`benim....

!Neyse boş ver....


-canımın özü yüzüm yüzüne hasret sesim sesine yüreğimse yüreğine hasret nerelerdesin?hangi rüyanın hangi selvinin peşindesin? Seneler birbirini kovalıyor herşey olduğu yerde kalıyor değişmiyor ne seni reddediyor kalbim nede kabul edebiliyor varlığını aşkımı acınla harmanladın aşkın kalbime hüzün dikeni olarak battı çıkartmak mümkün olmuyor.ben seninle bir ömür ben seninle bir rüya düşlemiştim içinde güzellikler dolu olan aklıma düşüyor bazen gecenin bir vakti hayallerimiz sonra birdaha aklıma düşüyor sana dair hayal edipte yaşayamadıklarım yakıştıramadıklarım düşüyorum bir ikilem çukuruna merak etme artık uğruna dökecek gözyaşım kalmadı artık canımsa yanmıyor eskisi kadar ne mi anlatıyorum ben sadece sen işte sen bazen tebessüm olup düşüyorsun aklıma bazen binlerce acı.seni farklı tanımış birde farklı sevmiştim biliyormusun bana anlattığın o güzel masallar yada yazdıklarında olabilir onlar var ya inanmıştım ben onlara sonraları sonraları öğrettin bana sadece bir masalmış gerçekten anlattıkların hepsi birer hikaye oysa nasılda mutlu olurdum küçücük bir jelibonla çocuklar gibi kıyamazdım yemeye sonra hınzırlık eder yerdim işte.kimi zaman dostum olurdun ağlardım omuzunda kimi zaman abi olurdun nasihat verirdin kimi zaman deli bir çocuk olurdun elin ağzındayken ama işte herşey olabilirdin.merak etme yalnızığım bana ben yalnızlığıma dost olduk sırt sırta yaşıyoruz mutluyuzda ha.belki hiç pişman olmadın belkide çok pişman oldun yaşattıklarına belki unuttum sandın belkide hiç unutmayacağımı biliyorsun evet unutmadım kaybettim o herkese olan güvenimi çünkü "sen bile"! Neyse boşver....

ironi

insanlar kaderlerinden kaçmayı cesaret zanneder olmuş ne kadar ironik.olan birşeyi gözünün önünde olanı görmezden gelmek adetten olmuş artık sokakta biri birini öldürünce sıradan bir olay gibi bakılıp geçilir olunmuş artık.haberlerde şiddet,kan,dram haberleri görünce artık ağlanacak halimize güler olmuşuz.iki gün güzel bir şeyler konuşulunca üçüncü gün altında bir şeyler arar olmuşuz yada arı deliğine çomak sokar olmuşuz.hepimiz üç maymun olalı çok olmuş bir yerlerde insanlar aç susuzken bakar kör olup görmedim der olmuşuz yada biri kulağımıza düşmanlık fısıldarken biz onu dostane sanmaya başlamışız ve en kötüsü de ne biliyor musunuz bunları bildiğimiz halde bilmiyorum deyişimiz.o kadar kaptırıyoruz ki hayatın akışına kendimizi kimin yuvasına ateş düşmüş banane kim aç susuz kalmış banane der olmuşuz.bencillik almış başını gidiyor eskiler ne de iyi demiş bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.bizler neyiz şuan genç diye nitelendirilen kanı delice akan gençler neden koyunlaşıyoruz neden koyunlaştırılmak uyuşuk kalmak bize aşılanıyor kalkıp elimizi taşın altına koyup biz insanlık için varolan dünya düzeni için naapıyoruz?gelecek nesiller bizden öğrenecekler geçmişi yada geleceklerini neden gelecek nesillerimize anlatacak güzel bir bunu biz yaptık biz başardık diyeceğimiz bir olay olmasın ki.hepimiz sosyal medyayla haşır neşiriz hepimiz teknolojiyle burun burunayız olmazsa olmazlarımız halindeler öyleyse neden sorgulamıyoruz neden birlik beraberlilk içinde bir adım atamıyoruz ve en önemlisi biz genç nesil neden kendimizi sorgulayamıyoruz?eleştiriye kapalı,üretmeye kapalı,uygulamaya kapalıyız hepimiz sadece bir saat kendimizi sorgulayıp toplumsal duyarlılık adına bir tek şey yapsak belki birçok hayat kurtaracağız...

VAN...

VAN
hayata gözlerimi açtığım yer gözlerimi açarken yaşanacakların hepsini sanki bilircesine avazımın çıktığı kadar ağladığım yer.
Van mezotopamyanın kandim şehri incisi.kimi zaman acı kimi zaman gül kokan topraklı kadim şehir.
Van sokakları buram buram otlu peynir kokan şehir.tandır ekmeğiyle çayla ne de güzel gidersin.
Van dostlukların şehri,kardeşliğin şehri ne de güzel dostluklar kardeşlikler barındırırsın içerinde.
Van uçkun yerkenki gibi kimi zaman yüz ekşiten ama eşsiz lezzetli şehir.
Yıllar yılı beni sevinçlerimle acılarımla bağrına basan şehir ah bir bilsen nasıl özledim sıcaklığını bir bilsen ne kadar özledim içerindeki canımın yarılarını annemi,babamı,abimi tüm sevdiklerimi ve tabiki seni yıllar yılı kaçıp kurtulmak istediğim ama şuan her nefeste özlediğim seni. Doğup büyüdüğüm topraklar mutlu çocukluğum toprak ve su ile yaptığım oyuncaklar gün batımında eve girdiğimdeki o muazzam yorgunluk.gençliğim kimi zaman hırçın kimi zaman durağan kardeş dolu dostluk dolu gençliğim ne de sıcak dostluklarım vardı sende gizli olan ve şimdim sana hasret kalışım kimi zaman dorukta kimi zaman daha az ama hep aklımda özlenmektesin VAN tüm yaşanmışlıklarınla beraber...

MİYİZ?


herkes kendi filminin başrolünde değil midir zaten? Sen ve diğeri diğeri dediğime bakma aslında senin kahramanındır o hayatına can katandır sana delice gülmeyi öğreten yeri geldiğindeyse seni cehennemin taa en dibinde yakandır.sen ona bakmaya kıyamazsın o seni kırmaktan çekinmez hayat hanginizin daha çok umrunda?acıya mı alışmalısın yoksa aşka mı? Gülmeyi mi unutmalısın yoksa ağlamaya mı alışmalı? Yok mu bir orta noktası? Cevap açık aslında bir seçenek yok aşıksan eğer acıyıda seveceksin.aşk acıyla yoğurulur yoğuruldukça artar acısı dışavurumu ise inci tanelerimiz olur....
Hepimiz kendi filmlerimizin yazanı ve yöneteni değilmiyiz aslında?
Her zaman seçimlerini kendin yaparsın kim sana ne söylerse söylesin ne derse desin doğru veya yanlış anlamlı veya anlamsız sen yine ensonunda kendi bildiğini yaparsın. Sonuç mutlu olunca zaferim dersin bu benim zaferim fakat gel gör ki sonuç hüsran dolu oldukça o kabaran omuzların her defasında biraz daha düşer bir saatten sonra kambur olmaya başla yaşadıkların omuzlarında.gülmeyi unutursun ağız dolusu baharı yaşayamazsın doyasıya yada kışta üşüyemezsin yeterince ısıtan olmamasından korkarsın.hep eksik kalırsın biraz blr parçan hep eksiktir tamamlanmaz hayatın alışılmış ilerler ama gel görki gece olunca senden korkağı olmaz o yatağa girmekten ödün kopar çünkü en çok orda yalnız kalırsın en çok seni orda bulur acı.uyku ölüm hali aslında ölmekten korkuyoruz demekki çünkü gerçekleştirmediğimiz okadar çok beklentimiz yarım kalıyor ki hergün o yatağa girinc ölüme en yakın oluyoruz.çok mu umutsuzum umut nedir hiç olmayacak birşeyi beklemek mi?yoksa olacak birşeyin yolunu beklemek mi?gerçekleşmesi mümkün olmayacak birşeye umut bağlamam mesela bir kuş olup özgürleşmeyi mesela tüm dengesizliklerde denge durumunu?gülmek mesela yüzümüze anlamsız bir güzellik katar herkeste ayrı bir güzel durur ya gözyaşı o da herkeste acı durur mu? Sorular sorular sorular gerçekleşmemiş yarım kalan beklentiler hep sorular sinsilesini getirir ardından dostlar binlerce onbinlerce soru susmak bilmez...demem o ki herşey gönlünüze göre olsun herkesin filmi onun istediği "son"la bitsin...

1 NİSAN

keşke birileri çıkıp 1 NİSAN desede Afrikadaki açlık ve salgınlar bitmiş olsa.Filistindeki katliamlar son bulmuş olsa.Türkiyede toplumsal barış sağlanmış olsa.Tüm dünyada sınıfsal farklılıklar arasındaki uçurumlar azda olsa kapanmış olsa.Kadının bir araç değil varoluş olduğu anlaşılmış olsa.Cehalet ortadan kalkmış olsa.Kısacası tüm kanayan yaralar son bulmuş olsa....

gül-mek

düşünmek insanı bazen yorar bazen dinlendirir mi sahiden? Peki ya hayat?sizde hiç şu yaşta yaşamaktan sıkıldınız mı bazen bazende delicesine tutkulu bağlandınız mı hayata? Keşkelerim olmadı şu hayatta her zaman iyi ki dedim yada olacağı varmış dedim öyle yada böyle avuttum kendimi,küçük şeylerle mutlu olabilmenin yolunu keşfettim acılar çekerek.bazen etrafımdakileri suçladım yaşadıklarım için şu olmasaydı bu olmasaydı şöyle olmasaydı böyle olmasaydı diye.sonraları fark ettim aslında kimsenin bir suçu yokmuş yaşanmışlıklarım da şu yada bu değilmiş suçlu olan çünkü benmişim anlamsızı anlamlandıran,anlamlıyı anlamsızlaştıran.en çok kafamı yastığa koyduğum zaman yalnızlık çalar kapımı yoğunlaşır yoğunlaşır yüreğim beynimden bağımsız çalışmaya başlar tamamen sonra süzülür iki yaş gözümden hepte sol gözümden akmaya başlar hani sol gözünüzden akıyorsa ilk yaşınız mutsuzluk yaşlarıdır derler ya o misal benimki de.sonra yoruluyorum ve uyuyakalıyorum gün ağarmaya başlarken gün doğumunu görürken içimde bir umut yeşermeye başlıyor anlamsız bir gülümseme yayılır yüzüme sonra dahada bi iyi anlarım gülümsemenin kıymetini daha iyi anlarım umut etmenin değerini ve sonra yine derim "gülmek güzeldir"...

KADIN

kadınlar toplumun merdivenleridir ve o merdivenler basamaklar çıkıldıkça başarıya ulaşır ulaştırır.merdivenle kimi zaman acılarla doludur kimi zaman mutluluklarla!kadınlar hassastır bir papatya misali,kadınlar hüzünlüdür en az bir ters lale kadar.Kadınlar incidir çıkarmasını bilenekadınlar fenerdir kullanmasını bilene.kadınlar bilgedir dinlemesini bilene.Kadınlar aşıktır ettirmesini bilene.Kadınlar ana'dır sunmasını bilene.Veekadınlar mağdurdur zulmü sevende!Kadınları erkeklere kelepçeleyip mahkum etmek yerine kadınları özgürleştirelim kelebek gibi.toplumların hızla geliştiği dünyada hala zulmü reva görenleribir anayı bir sevgiliyi bir papatyayı bir ters laleyi bir bilgeyi bir feneri kazanmaya davet ediyorum kaybetmeye değil! Gelin hep beraber umut edelim keşfetmeyi ve keşfedilmeyi hazır bekleyen yarınları...


Kadınlar günümüz kutlu olsun

AÇLIK

herkes mutluluğa aç kalır oldu son zamanlarda.mutluluk kıtlığı yaşanıyor her hanede.kim gülebiliyor ki artık yaşananlara herkes düşmüş bir telaş peşine herkesin omuzunda birer kambur.hani derler ya yaşın kaçta hey gidi zaman!diyorsun? Hayır aslında tamda bizim için hey gidi zaman!çocukken nasılda kaygısızdık,sokaklarda toz toprak içinde oynarken toprak böyle acı kokmuyordu tek korkumuz kirlenen kıyafetlerimiz ve ellerimiz olurdu bunun için azarlanmamız belkide.acıkınca salça ekmek yerdik yada salatalık domates alırdık elimize tuzlar tuzlar yerdik.o zamanlar bilmezdik dünyanın bir köşesinde bir lokma ekmeğe muhtaç binlerce yaşıtımız olduğunu.oyuncaklar alınırdı bize çok mutlu olurduk ama o  zamanlar bilmezdik bu oyuncaklar yapılırken yapıldığı maddelerden biri olan petrol uğruna ırkların katledildiğini.masumduk yani suça ortak değildik geçmiş zamanlarda.peki ya şimdi?bilmiyor muyuz? Toprağın çöplerden acı koktuğunu yada bir yerlerde açlıktan ölen çocuklar olduğunu hatta bilmiyor muyuz kullandığımız birçok şeyde ham  madde olarak petrol kullanıldığını ve bu petrol uğruna belki bir hayvan ırkı belkide birçok insan ırkının yok edildiğini.biliyoruz da elimiz kolumuz bağlanıyor bir şekilde tüketime ortak oluyoruz bazen doğrudan bazen dolaylı olarak.işte o yüzdendir ki farkında olsak da olmasak ta hepimizin sırtında var birkaç kambur.nereye gidiyoruz?bir bilinmeze belki de.sözde en akıllı ırk olan insanlığın yok olmasına doğru ama şunu unutuyoruz ki ya bizden de akıllı olabilecek ırklar varsa ve biz onları daha fark edemeden yok ediyorsak?biz bir aptallık çağında bile bile kendi kendimizi yok etmiyor muyuz? Yavaş yavaş evet ediyoruz ve günlük telaşlarımızdan bunları düşünemiyoruz bile...

gönl-ü esrarım

hüznün hüznüme eş ruhun ruhuma heleki değince gözlerin gözlerime bir deniz feneri misali aydınlanır karanlıklarım neredesin ey silueti hayalimde olan gönl-ü esrarım...sen ki zinin meminden aslının kereminden leylanın mecnunundan da sevilesi olan neredesin? Senki gülünce dünyayı aydınlatan senki ayaz çökünce iç ısıtan senki gönlüme rahmet getiren neredesin ey ruh-u can kokanım...sen ki hayallerimi süsleyen aynı yürek çatısında bir ömür hayal ettiğim ey özlenen neredesin gel artık...

vay be

hayatta vay be diyeceğimiz o kadar çok şey oluyor ki aslında,biz farkında olmadan her şey herkes çok fazla değişiyor.misal:biriyle bir birlikteliğe başlıyorsunuz her şey yolunda güzel gelecek planları kuruyorsunuz o zamana kadar siz hep dört dörtlük sünüz ve siz hep eğlenilecek değil evlenilecek kişi profilindesiniz bu"evlenmek-eğlenmek" arasındaki farkı da yine oluşturan insanoğlu.günler aylar geçer artık bir şeyler yolunda gitmez ayrılık gelip çatmıştır ve işte tamda o saatten sonra siz her zaman "kötü" objesisinizdir.ne kadar ironik değil mi sizi severken ağzından iltifatlar ağzından eksik olmayanlar sonrasında sizin hakkınızda demediğini bırakmaz ve aslında o her zaman hatasızdır.üzücüdür ki insan olma nitelikleri cidden kaybolmakta gözle görülür elle tutulur hiç birşey olmadan insanlar insanları bazı konumlara oturtmayı huy bilmiş kendisine.kimse şunu sorgulamıyor insanların cinsiyeti ne olursa olsun seçimleri ne olursa olsun onu yargılamak bir başka insana düşmez eğer illa bir ahlaki yargılama söz konusu olacaksa bırakın da ona tek yargılayıcı olan "ALLAH" hüküm versin ve eğer siz ki kararlarınızdan dönüp akken kara diyorsanız bence aslında sizin kişiliğiniz sorgulanmalıdır.

23 ekim saat 13.45 VAN 7.2 ile sallandı!!!

23 ekim saat 13.45 VAN 7.2 ile sallandı!!!canlar yandı haneler yıkıldı ve her şeyden önemlisi umutlar tükendi.hayat tam da o saatte VAN için durdu,çığlıklar sirenlere sirenler gözyaşlarına karıştı o cehennem öğleninde.ve güneş bu güne kadar hiç batmadığı kadar büyük bir acıyla battı şehr-i VAN da ve Van hiç olmadığı kadar öksüzdü üşüyordu,nice canlar yitirildi o buz kesen çadırlarda.günler ayları kovaladı aylarsa yıl oldu tam bir yıl geçti aradan.kangren olsa da bu yara azda olsa durdu sızısı ve VAN hiç olmadığı kadar na öksüz şimdi.umarım bu acıyı hiçbir insanoğlu tatmaz yılını devretmesine rağmen hala gözyaşı döktürebilecek kadar acı bu acı.ne yunus gibi gencecik bedenlerimizi,ne o umut dolu bakışları ne de yitirdiğimiz canları unutmayacağız.geçmiş olsun geçsin ve bir dahada asla gelmesin...!!!

an gelir

ihanet aslında anlık bir hata,anlık bir düşünce,anlık bir pişmanlık değildir.ihanet ruhuna işlemiş kirli bir varoluştur.onunla beslenirsin her defasında da bir sanatçı edasıyla işlersin mazeretlerini ve hep inanırlar biliyor musun çünkü inanmakta bir aldatmaca değil aldanmacadır inandırırsın kendini bir peri masalına.ama an gelir aldatmaca da aldanmaca  da son bulur,çünkü aldatan pişman olur aldanan ise vazgeçer...



Gelin ağabeyler ablalar drama gelin hayata gelin….
ayakkabını boyayayım mı ağabey ! +45

                                                        hangi uçtasınız boyayım mı boyamı?

zoruma gidiyor 45 yaşındaki amcanın +15 yaşında bıyığı terleyememiş genç delikanlının ayakkabısını boyaması ama değiştiriyor mu zoruma gitmesi yok hiç bir işe yaramıyor o kadar uç sınırlarda yaşıyoruz ki ezen burnunun ucundan ezileni göremiyor ya ak ya kara ya herru ya merru yok başka bir yol kimileri bardağında viskisi yudumlarken sıcak şöminesinin önünde kimi sokakta onun attığı kuru ekmeği suyla yumuşatıp yemenin peşinde kimse sırça köşkünden kafasını çıkarıp da bakmaz çöpte ekmek eşeleyen insana daha da doğrusu insan görünümlü onun gözünde hayvana sınırlarımızın ortası yok ya her zaman ezensin yada her zaman ezilemeye mahkum olan.....



    yüzyıllardır süre gelen tükenmek bilmeyen bir gelenek aslında sanılan şey desek daha doğru olur.yıllar yüzyıllar öncesinde daha derebeylik döneminden feodalizme feodalizmden  sözde demokrasiye kadar süre gelen bir şey .çağımızın ülkemizin ve dünyanın bugün ki en büyük problemi bu değil mi aslına bakarsanız yüzeysel değil de derinlerden bakarsanız olaya.yaşadığımız dünyada politikadan tutunda hanelere kadar hanelerden tutun da halka halkçılığa kadar halkçılıktan tutunda tutuculuğa kadar hepsinin çıkış noktası da bu değimlidir zaten….
20 yaşında günümüz gençlerinden olarak işe magazinsel boyuttan başlamak istiyorum.etrafımıza bir bakalım kim kiminle nerede ne yapıyor bugünlerde en çok ekmek getiren sektör adam kadınla yolda geziyor bu uğurda flaş flaş flaaşşş diye ana haberler bile bülten değiştiriyor akabinde adam kendi el emeği olmadan yanında uşaklarıyla film yapıyor dizi yapıyor değiniyor bir drama reytinglerin ardı arkası kesilmiyor…para para para gelsin paracıklar peki ya benim sokaktaki insanım ne halde ne durumda ne yapar nasıl yaşar? Kim kiminle nerede ne yapıyor banane bundan benim halkım nerede nasıl ne şartta yaşıyor benim için önemli olan bu.ana haber bültenlerinin amacı ne halk halk sadece ünlülerden oluşmuyor kusura bakmayın birazda inin şu sokaklara bakın bakalım istanbulun arka sokaklarındaki küçücük çocuktan koskocaman adama kadar ne halde veya şehr-i vanın yaraları ne durumda kanamakta hala sızlamakta hala denilmiyor ki bu ülkenin doğusundan batısına ne halde demeyin ki bana değiniliyor hayır efendim değinilmiyor sadece değinilmek istenilene değiniliyor o kadarcık.neden biz böyleyiz elimize gazeteyi aldığımız zaman ilk baktığımız magazinsel siyaset veya 5N 1K neden biz bu kadar tüketiciyiz de üretici konumuna gelemiyoruz.Formun Üstü
          Günümüzde insanların iş bulma olasılığına bakıyoruz da kardeşim nerede ekmek aslanın midesinde midesin de bile değil bulunamamakta ki yenilsin…işsizlik azaldı deniliyor evet aslına bakılırsa azaldı peki bu azalma hangi insan modeline göre yapıldı ilkokul mezununa göre mi lise  mezununa göre mi  üniversite mezununa göre mi veya çift üniversite mezununa göre mi bu çok büyük çelişkidir.bugün parasal açıdan herkes sırça köşkünden çıkıp elini hatta yok yok parmağını taşın altına koysa bugün Türkiye bu durumda olmazdı kimse çok bir şey istemiyor arkadaş sadece sen sıcak yatağındayken birde van da çadırda donan veya yanarak ölen bebeği düşün yeter o zaten  veya hiç olmadı mı düşün hemen evinin önünde ki senin yemeye tenezzül etmediğin yemeği çoluk çocuğuna götürmek isteyen babayı çokta uzağa gitmene gerek yok aslında bak çok yakınındalar görmek istersen ama ne kadar görebilirsin ki bunları görebilsek zaten bu durumda olmazdık.alıyorsun işe 40 yaşında ki adamı suyu çıkana kadar çalıştırıyorsun hakkındır çalıştırmak lafım yok işverensin ama hangi gün patron koltuğundan kalkıp da yanlarına gidip nasılsın deme zahmetinde bulundun dur aslında buna net bir cevabım var tabi ki hiç…arkadaş nereye gidiyoruz biz  sokağa çıkıyorum hani en başında değinmiştim ya zoruma gidene bakıyorum 45 yaşında amca 15 yaşındaki gencin ayakkabısını boyuyor boyasın ekmeğini taşı sıkıp suyunu çıkararak kazansın lafı sözü olan namerttir ama bir bakmışsın ki ne göresin amcamın ayakkabısını boyadığı gençcik babasından görmüş ya üzmeyi  ne biçim boyuyorsun  hayret bir şey madem bilmiyorsun bu yaşta neden ayakkabı boyuyorsun git evinde otur demesi kolay gençcik sen sıcacık evinde kulağına takıp kulaklığı hülyalara dalarken o adamın kuru ekmek götürmesi gereken bir ailesi var ama kızmamak lazım gençciğe ne yapsın babadan böyle görme şaşmamak lazım yahu neredeyiz biz anneler babalar bari çocuklarınızı böyle yetiştirmeyin benzetmeyin kendinize alet  etmeyin kirli duygularınıza tertemiz çocukları geleceğe insan kazandırın insancık değil.dönüp şöyle bir vanıma gitmek istiyorum yaşadık bir felaket belli ki kolay kolay silinmeyecek izi dinmeyecek yaraları bitmeyecek dramı kolay kolay  üzülüyoruz evet herkes üzülüyor insani vicdani duygular taşıyan herkes hem de fakat hani neredesiniz ayda bir bina bitiren müteahitler  şimdide gelin elinizi koyunda taşın altına yapıverin hayrınıza iki tane üç tane ev gerek yok gökdelene istemiyor kimse onu şunu da belirtmek isterim ki sözüm meclisten dışarı üzerine alınması gereken her birey alınabilir üzerine . hani nerede oluk oluk dışa yatırım yapan yerli zenginlerimiz yetmedi mi Ankara ya İstanbul a diktikleriniz şimdi de memleketinizin yaralarını iyileştirmek için yapsanıza birkaç çamsakızı çoban armağanı ama pardon unutmuşum oralarda daha değerli değil mi mal varlığı ne gerek var zaten viran olmuş yıkılmış benim sandığım ama hak etmediğim memlekete yatırım yapmaya az da olsa yara kapatmaya çalışmaya ben alırım ailemi giderim  paşa paşa yerleşirim bir şehre banane van yıkılmış işime bakarım ben öyle değil kardeş sen bu toprağın insanıysan ve varsa elinde imkan yapman gerek yapamıyorsan otur şapkanı önüne alda bir düşün ben neyim diye eminim birçok insana göre hiçsin nitekim ben o insanların çıkmayan sesiyim duymalısın beni bunu yapamıyorsan hiçsin aksini düşünen olduğunu zannetmiyorum.başkalaşmayalım artık insani duygularımızı kaybetmeyelim  yıkılan her şeyi yerine getirmek için hepimiz el ele yürek yüreğe verelim kimse kimseyi ne hor görsün  ne ezsin nede terk etsin …

           Uzun lafın kısası artık insanlık kazansın istiyorum artık farkındayım istememle olmuyor ama  en azından dile getirmeyi kendime borç biliyorum ben.ses veriyorum en azından sesi çıkmayanların sesi olmaya çalışarak.çok uç noktalarda yaşıyoruz  kuru ekmek bulamayan baba bebeğini emziremeyen anne varken düşmeyelim artık havyarı zeytin sanmış yok efendim burnunu sildiği peçeteyle ağzını silmiş davasına.farklılaşmamak farkında olmak temennisiyle….
                                    
AVŞİN AYHAN