Her kalp biraz kırık birazda mağrurdur aslında...
piç bir çocuğun sevilmekten anladığı şeydir bazen ''aşk''
bazense bir kanser gibidir vücuduna sinsice yayılan...
her ikisininde farkına varmazsın aslında aşk'ın her hali acı halidir bilemezsin.
sen kollarını açıp seni sımsıkı sarması için dua edersin ''o'' ise hep daha fazlasını ister
daha fazlasını veremediğin her noktada o na göre aşk'sız sana göre ''aşık'' lık halini alır bedenin.
çünkü ''aşk''ın en masum halidir bedelsiz olanı,bedeli biçilen herşey artık değersizdir
çünkü ''aşk'' bir bedel değil bir yaşam şeklidir...
27 Kasım 2013 Çarşamba
11 Kasım 2013 Pazartesi
Hastayım bugün ve de bir hayli kırgın.Ölüm döşeğinde bir aşkın son isteğiyim,
Yaşanan her şey bir film gibi gözümün önünden geçiyor
VE her geçişinde bir ayrı yerden kırılıyor sol'um.
Oysa sen sol yanımın sol devrimi aklımın anarşist düşünceleriydin.
Gözlerinden dünyaya bakmak ay'ı güneş güneş'i ay gibi görmek kadar aykırıydı toplumun düzenine.
Kalbinin tek sahibi olmaksa bir haklı işgalin sonuçları kadar anlam yüklüydü.
Seni sevmeyi istemek ise bir ölünün son arzusuydu,
Bir filmin başrolü,
Bir kalbin devrimi,
Bir aklın anarşisti,
Bir toplumun düzensizliği
VEbir haklı işgalin sonucuydu
O halde
Allah biten tüm aşklara rahmet eylesin...
6 Kasım 2013 Çarşamba
aşkın dört mevsimi
hayatımın dört mevsimi,kışımı yaz yazımı kış,ilkimi son bahar yapan düşlerimin sevgilisi...geçmişimin hatırası geleceğimin umudu,karalar bağlamış kabuslarımın en güzel rüyası,hayallerimin dünyadaki silueti neredesin?
gönlümün kırılan binlerce parçasını sevgi sevgi yapıştıran hayatımın başkenti neredesin?sensiz soluğumun alıp verilen her anını kayıp zannetmeme neden olman da nedendir ey aklı firarım?
zaman hiç birşeyi iyileştirmiyor sevgi sevgi yapıştırdığın gönlü aynı yerden kırmak istemende nedendir?
hangi saçma aklın ürünüdür aşkı akılla terbiye etmek?
aşk akılla değil sevgiyle terbiye olur sevgili,aşk sabırla beslenir ticaretle değil aşkın ticareti de neymiş bu hangi bozuk düzenin uydurmasıdır?
aşkı pazara çıkarmakta neyin nesidir aşkın pazarı olmaz sevgili açık arttırma değildir bu ne zamanki aşk bir pazar olur o zaman yıkılır tüm sevgi duvarları çıplak kalır aşk kimsesiz yetim bir çocuk gibi.sorulan tüm sorular anlamsız kalır tıpkı kimsesiz bir çocuğa elma şekeri verip kandırmak gibi.sen aşkını kimsesiz bırakırsan aşkın seni çoktan terk etmiştir.sen hayatımın başkenti ayrılıklarımın başkenti olmayı seçeli çok zaman olmuş üzerine sorulacak binlerce soru çözülecek binlerce bilmeceyle hızla terk etmiş aşk ardındakilere bakmadan.bakakalmış anlamını yitiren mevsimler,tek bir kelime kalmış aşktan yana aşka hiç yakışmazcasına o da ''hoşçakal''...
10 Ekim 2013 Perşembe
A.Ş.K
A.Ş.K kapıyı çalınca...
alfabenin en kısa ama belkide üzerine en çok cümle kurulan kelimesidir AŞK
üç harften oluşan etkisi üç ömre bedel bir söylemdir...
AŞK,yıllar yılı hep en acı sandığımız acıların baş kahramanı oldu bir mecburiyet
bir ihtiyaç bir ekmek bir su bazen bazı yerlerde hayat.
AŞK,bir ozanın sazında binlerce tını bir şairin kelimelerinde binlerce anlam,bir danscının ruhunda binlerce kıvrım...
AŞK,bazen selpak satan bir çocuğun selpaklarına olan bağlılığı,bazen tartıcı bir çocuğun tartayımmı deyişi kadar ölçülemez...
AŞK,bir işçinin nasır tutmuş elinin verdiği acı kadar emek dolu...
AŞK,bazen gebe bir annenin bebeğine bağlılığı kadar bağlı....
AŞK,....
AŞK'ın kapıyı çalışıyla beraber başlar hayatla olan dansı,harfler oynamaya eklemeler olmaya başlar o üç harfe AŞK-ŞAKA halini alır neye uğradığını şaşırırsın bir sofinin ilahi aşkı kadar baş döndürmeye başlar bir sarhoşluk halini alır hayatın VE aşk kapıyı kapatınca da biri çıkar karşına ŞAKAydı der sen işte ancak ozaman anlarsın aşkın kapıyı çaldığını....
alfabenin en kısa ama belkide üzerine en çok cümle kurulan kelimesidir AŞK
üç harften oluşan etkisi üç ömre bedel bir söylemdir...
AŞK,yıllar yılı hep en acı sandığımız acıların baş kahramanı oldu bir mecburiyet
bir ihtiyaç bir ekmek bir su bazen bazı yerlerde hayat.
AŞK,bir ozanın sazında binlerce tını bir şairin kelimelerinde binlerce anlam,bir danscının ruhunda binlerce kıvrım...
AŞK,bazen selpak satan bir çocuğun selpaklarına olan bağlılığı,bazen tartıcı bir çocuğun tartayımmı deyişi kadar ölçülemez...
AŞK,bir işçinin nasır tutmuş elinin verdiği acı kadar emek dolu...
AŞK,bazen gebe bir annenin bebeğine bağlılığı kadar bağlı....
AŞK,....
AŞK'ın kapıyı çalışıyla beraber başlar hayatla olan dansı,harfler oynamaya eklemeler olmaya başlar o üç harfe AŞK-ŞAKA halini alır neye uğradığını şaşırırsın bir sofinin ilahi aşkı kadar baş döndürmeye başlar bir sarhoşluk halini alır hayatın VE aşk kapıyı kapatınca da biri çıkar karşına ŞAKAydı der sen işte ancak ozaman anlarsın aşkın kapıyı çaldığını....
25 Eylül 2013 Çarşamba
karanlık ülkeler prensine...
ben olmayı unuturcasına sen olmak inanmak bazen körü körüne bir uçuruma kendini bırakmak kadar korkunç bir o kadarda cesaret isteyen bir durum...
yıllar yılı bir dev bir ''aşk'' timsali bir ''kahraman'' belki bir romeo belkide karşılıksız bir aşkın bıçkın aşığı sen.üzerine binlerce devrik cümle kurulacak ''adam'' bazen bir çocuk bazen bir arkadaş bazen bir düşman olan küçük adam.hayranlıklarımın başkentiydi sevgin,bazen şımarıklıklarımın ülkesi bazende mutluluklarımın sokağı.sevgisinde güven bulduğum adam hangi başkentin yalanı artık?hangi rüzgarın esintiler ülkesi?hangi mutsuzlukların sokağı?hiç olmayacak hiç umulmayacak hayal kırıklıklarının içerisinde kendim olmaktan vazgeçmek üzereyim kendim olurken sana inandım çünkü kendim oldukça her yeminde her gidişte bir kere daha belki bu defa diyerek bir umut çiçeği daha yeşerttim kalbimde ama her defasında hayal kırıklıklarıyla soldu o umut çiçekleri.yol ayrımındayım artık ya ben ben olmaktan geçicem ya sen olmaktan ben ben olmalıyım ben seni böyle hatırlamalıyım.vedaları oldum olası sevemedim bana göre değiller kime neye karşı olursa olsun hep tadı acı geldi bana.aklımda kalbimde hayatımda kalan bir parça senide kaybetmemek için belkide bu son yol ayrımıydı.belki ikimiz içinde yolların en çetrefillisi olacak ama en sağlamı olmalı giderken kimse üzerine birşey diyememeli ne sen ne ben ne 3.çoğul şahıslar.vakit bu vakit ya çanlar vedalar için çalıyor şarkılar gidişler için dinleniyor cümleler ayrılıklar üzerine kuruluyor.belki sevgiyi tadamadım sende ama en inandığım şeyi güveni tattım ve şimdi ona ihanet edecek kadar yok olmuşsun kirliliklerde.unutma her gidişin elbette bir gün dönüşü olacaktır karanlık ülkelerin prensi ama benim güneşli ülkemin karanlıklar ülkesine doğmayacak kadar inancı var.sana yeni benliğinde saadetler dilerim kendimeyse bol hayal kırıklı aylar seneler...!!
yıllar yılı bir dev bir ''aşk'' timsali bir ''kahraman'' belki bir romeo belkide karşılıksız bir aşkın bıçkın aşığı sen.üzerine binlerce devrik cümle kurulacak ''adam'' bazen bir çocuk bazen bir arkadaş bazen bir düşman olan küçük adam.hayranlıklarımın başkentiydi sevgin,bazen şımarıklıklarımın ülkesi bazende mutluluklarımın sokağı.sevgisinde güven bulduğum adam hangi başkentin yalanı artık?hangi rüzgarın esintiler ülkesi?hangi mutsuzlukların sokağı?hiç olmayacak hiç umulmayacak hayal kırıklıklarının içerisinde kendim olmaktan vazgeçmek üzereyim kendim olurken sana inandım çünkü kendim oldukça her yeminde her gidişte bir kere daha belki bu defa diyerek bir umut çiçeği daha yeşerttim kalbimde ama her defasında hayal kırıklıklarıyla soldu o umut çiçekleri.yol ayrımındayım artık ya ben ben olmaktan geçicem ya sen olmaktan ben ben olmalıyım ben seni böyle hatırlamalıyım.vedaları oldum olası sevemedim bana göre değiller kime neye karşı olursa olsun hep tadı acı geldi bana.aklımda kalbimde hayatımda kalan bir parça senide kaybetmemek için belkide bu son yol ayrımıydı.belki ikimiz içinde yolların en çetrefillisi olacak ama en sağlamı olmalı giderken kimse üzerine birşey diyememeli ne sen ne ben ne 3.çoğul şahıslar.vakit bu vakit ya çanlar vedalar için çalıyor şarkılar gidişler için dinleniyor cümleler ayrılıklar üzerine kuruluyor.belki sevgiyi tadamadım sende ama en inandığım şeyi güveni tattım ve şimdi ona ihanet edecek kadar yok olmuşsun kirliliklerde.unutma her gidişin elbette bir gün dönüşü olacaktır karanlık ülkelerin prensi ama benim güneşli ülkemin karanlıklar ülkesine doğmayacak kadar inancı var.sana yeni benliğinde saadetler dilerim kendimeyse bol hayal kırıklı aylar seneler...!!
hangi?
Hangi arta kalan "mutluluk"? Bir kuşun gagasındaki ekmek kadar sahici olan mı bir palyaçonun yüzünde olan mı?çelişkiler dolu bir dönme dolap "hayat"en mutlu anlarda bile düşündüren düşündürdükçe düşüncelere mahkum eden bir sinsile...adında sonsuz anlamlar barındıran "beş" harf yaşayan yaşamayan seven sevmeyen isteyen istemeyen hak eden etmeyen herkesin bulunduğu bir havuz...hayat ve mutluluğun eşsiz senfonisi çınlıyor kulaklarımda sol yanımda günah meleği gibi acıları çınlıyor sağ yanımda bana mutluluğu çınlıyor düşüncelerimdeyse tamamen yalnızlık senfonisi belki bilinmeyene binlerce serenat belkide mutluluğa binlerce selam belkide acılara binlerce sitem...
bir çoban salatası "hayat" bazen bir hıyar kadar gereksiz,bazen bir domates kadar kırmızı,bazen bir limon kadar sulu,bazen bir soğan kadar acı,bazen bir tuz kadar gerekli...
Bir meyve tabağı "mutluluk"
Bazen kavun kadar kelek,bazen erik kadar ekşi,bazen çilek kadar tatlı bazen muşmula kadar degişik...
Üzerine binlerce benzetmeler yazılabilecek eşsiz ikili hangi hayatın yıldızı hangi hayatın karanlığısınız kim bilir...
bir çoban salatası "hayat" bazen bir hıyar kadar gereksiz,bazen bir domates kadar kırmızı,bazen bir limon kadar sulu,bazen bir soğan kadar acı,bazen bir tuz kadar gerekli...
Bir meyve tabağı "mutluluk"
Bazen kavun kadar kelek,bazen erik kadar ekşi,bazen çilek kadar tatlı bazen muşmula kadar degişik...
Üzerine binlerce benzetmeler yazılabilecek eşsiz ikili hangi hayatın yıldızı hangi hayatın karanlığısınız kim bilir...
Hakkari
Insan aynı kaderi her defasında tarihin tekerrür etmesi gibi yaşayabilir mi?hep sil baştan hep aynı?farklı kişiler ama acının dili hep aynı...mutsuzluğa sürgün edilmiş bir hayat mahkumu gibi...yüzüne gülen ama seni en çokta yaralayan senin solunda taşıdığın şeyin de bir kalp oldugunu unutan bir avuç insan....sırtını güvenle yasladıkça sırtına bıçak saplayan...sana hayat sunup o hayatı bir kerede elinden alan tek bir hatayla elinden alan kimseler..."ihanet" biçimi her ne olursa olsun ismi bile korkutan şey seni yaşamak seninle yaşamayı öğrenmek çok zor seninle sevdiklerimi paylaşmak ve senin her defasında kazanman çok ağır.yürek sürgünü yaşamak geçmişten bugüne bugünden yarına...herşeyin kapısını bana aralayan şehir "hakkari" mutlulukları sunarken bile durgun olma sebebim bunuda mı hak ettim?
a.ş.k
uğruna savaşmamız gereken en masum şey olan aşktan geriye ne kaldı artık koskoca bir kirlilik öyle değilmi?oysa herzaman seven masum sevilense nankör olmadımı?atı üstü üç harften oluşan şu kelime "AŞK" masumluğunu kaybetti artık okunuşu anlamı duruşu değişti.
Ağlamanın en kıdemli hali
şevkatin en muhtaç hali
Kalbin ise en ritimsiz hali
olup çıkıverdi ortaya.ilk önceleri ilkokulda küçüklük aşkı denen bir durumla başladık çocukca aklımızla büyükleden gördüğümüzle sonra sonra çocukluk aşkı yerini lise aşklarına bıraktı en deli en coşkulu dönemlere belkide aşkımız için vazgeçtiğimiz herşeye.genç delikanlı genç hanımefendi aşkı ne kadar uzun sürdüyse okadar parmakla gösterilesi oldu ama kim bilebilirdiki gün gelince onun bile çok anlamsız geleceğini.en nihayetinde aklımıza büyük aşk diye birşey soktular işte orda başladı hikayenin en acı tarafı hepimiz kendimizi bir aşk masalına kaptırdık gittik yıllar yılı acılar çektik uğruna şiirler yazılar yazdık gün geldi adına "hayat" dedik.sonra ne mi oldu ortaya "nankörlük ve sadakatsizlik" diye birşey çıktı aşkın tüm büyüsü bozuldu aşık olan mutsuzluğa köleleştirildi aşık olunan ise riyakarlığa.bir cümlenin iki öznesi vardır aslında aşta biri gerçek özne biri gizli özne.gerçek özne herzaman önplandadır yaşadıklarıyla yaptıklarıyla oysa gizli özne öyle saklıdırki sol'unda taşıdığının içini açmak için adeta 7ayrı dereden 7ayrı su getirmek gerekir.peki ya neden uğruna savaş verilen en masum şey "aşk" a ne olduda böyle kirlendi uğruna savaşılmaktan utanılır hale geldi çünkü insanlar artık birbirlerine dürüstlüklerini kaybetti insanların kalbi şeffaf değilken aşkları ne kadar şeffaf olabilirki zaten...
Ağlamanın en kıdemli hali
şevkatin en muhtaç hali
Kalbin ise en ritimsiz hali
olup çıkıverdi ortaya.ilk önceleri ilkokulda küçüklük aşkı denen bir durumla başladık çocukca aklımızla büyükleden gördüğümüzle sonra sonra çocukluk aşkı yerini lise aşklarına bıraktı en deli en coşkulu dönemlere belkide aşkımız için vazgeçtiğimiz herşeye.genç delikanlı genç hanımefendi aşkı ne kadar uzun sürdüyse okadar parmakla gösterilesi oldu ama kim bilebilirdiki gün gelince onun bile çok anlamsız geleceğini.en nihayetinde aklımıza büyük aşk diye birşey soktular işte orda başladı hikayenin en acı tarafı hepimiz kendimizi bir aşk masalına kaptırdık gittik yıllar yılı acılar çektik uğruna şiirler yazılar yazdık gün geldi adına "hayat" dedik.sonra ne mi oldu ortaya "nankörlük ve sadakatsizlik" diye birşey çıktı aşkın tüm büyüsü bozuldu aşık olan mutsuzluğa köleleştirildi aşık olunan ise riyakarlığa.bir cümlenin iki öznesi vardır aslında aşta biri gerçek özne biri gizli özne.gerçek özne herzaman önplandadır yaşadıklarıyla yaptıklarıyla oysa gizli özne öyle saklıdırki sol'unda taşıdığının içini açmak için adeta 7ayrı dereden 7ayrı su getirmek gerekir.peki ya neden uğruna savaş verilen en masum şey "aşk" a ne olduda böyle kirlendi uğruna savaşılmaktan utanılır hale geldi çünkü insanlar artık birbirlerine dürüstlüklerini kaybetti insanların kalbi şeffaf değilken aşkları ne kadar şeffaf olabilirki zaten...
bir var bir yok
bir varmış bir yokmuş tarihin artık çok derinliklerinde kalan bilinmeyen bir zamanda masumiyet denen bir şey varmış.öyle kutsal öyle kutsal bir sözcükmüşki enaz "anne" kadar ve zaten masumiyet en fazla gözlerimizi dünyaya açtığımız anda varmış.biz büyüdükçe bazı kimseler gözümüzde masumiyetliğini kaybederken bir yandan da nice masumlar gözlerini yummuş daha en zirvesindeyken hayata...masalların sonu hep mutlu biter değilmi ? Ozaman bizlerde kendi masallarımızı yazalım ve mutlu bir sonu olsun masumiyetin!...
bana beni anlat
bana beni anlat senden beni dinlemek masalsı bir güzellikte.
bana beni anlat beni senden dinleyeyimki ibadetim olsun hayatta kalmak.
Bana beni anlat anlatki deniz gökyüzü utansın beni betimlemenden,dağlar çöller küssün sana.
Bana beni anlat anlatki yer çekimine meydan okusun ayaklarım.
Bana beni anlat çocuk gülüşlerimi anlat anlatki huzur bulsun içimdeki yaramaz çocuk.
Bana beni anlat ruhumun güneşi anlatki aydınlansın yüreğimin karanlık yanı.
Bana beni anlat anlatki zin kıskansın anlatki leyla gönül koysun mecnuna.
Bana beni anlat ruhumun diğer yanı anlatki ez jı te pır hezdıkım anlam kazansın tüm dillerde...
bana beni anlat beni senden dinleyeyimki ibadetim olsun hayatta kalmak.
Bana beni anlat anlatki deniz gökyüzü utansın beni betimlemenden,dağlar çöller küssün sana.
Bana beni anlat anlatki yer çekimine meydan okusun ayaklarım.
Bana beni anlat çocuk gülüşlerimi anlat anlatki huzur bulsun içimdeki yaramaz çocuk.
Bana beni anlat ruhumun güneşi anlatki aydınlansın yüreğimin karanlık yanı.
Bana beni anlat anlatki zin kıskansın anlatki leyla gönül koysun mecnuna.
Bana beni anlat ruhumun diğer yanı anlatki ez jı te pır hezdıkım anlam kazansın tüm dillerde...
19 Mayıs 2013 Pazar
Diler misin Sevgili?
sanırım sana karşı bir özlem oluştu yine solumda affet uzun zamandır aklıma kalbime uğramıyordunda özlemeninde ne demek olduğunu unutmuşum haliyle.umut dolu bakışların geldi hatırıma yine yada o bitmek tükenmek bilmeyen deli gibi ettiğimiz hayaller olması muhtemel olmayan en boktan hayallere bile özlemle saldırmamız mesela.en kötüsüde ne biliyormusun hayallerimde değil artık düşüncelerimde bile yokmuşsun bunu fark ettim oysaki en büyük duamdı seni bir ömür sevebilmek sen ben değil biz olabilmek.biz demişken ne kavga ederdik ya deli gibi ama yinede en sonundaki o seni çok seviyorum unuttururdu herşeyi.sitem etmiyorum sana artık yada sorgulamıyorum yaptıklarını olduğu gibi kabul ediyorum herşeyi yada kızmıyorum artık kendime seni sevdiği için.biliyorum sende artık özlemiyorsun seninde artık hatrına gelmiyorum ama işte an oluyor yine incecik bir yerde sızlıyor birşeyler değilmi benim ''hayalperest sevgilim'' eski sevgilim demek yanlış aslında sevgiliydin işte eski yada yeni sevilendin sonuçta.şuan ne yaptığını okadar merak ediyorum ki mesela gözlerin kapalıdır şuan muhtemelen uyuyorsun rüyanda ne görüyorsun acaba yada güne gözlerini açarken hatrına ben gelecekmiyim yada hatrına gelirsem sende karalayacakmısın birkaç birşey böyle saçma sapan şeyleri merak ediyorum şuan ve biliyorum yarın olunca hatrımda yine sen olmayacaksın olmamana inat şuan iliklerime kadar oluşunun tadını çıkarıyorum bana seninle saadet dilermisin sevgili?
Bana Beni Anlat
bana beni anlat senden beni dinlemek masalsı bir güzellikte.
bana beni anlat beni senden dinleyeyimki ibadetim olsun hayatta kalmak.
Bana beni anlat anlatki deniz gökyüzü utansın beni betimlemenden,dağlar çöller küssün sana.
Bana beni anlat anlatki yer çekimine meydan okusun ayaklarım.
Bana beni anlat çocuk gülüşlerimi anlat anlatki huzur bulsun içimdeki yaramaz çocuk.
Bana beni anlat ruhumun güneşi anlatki aydınlansın yüreğimin karanlık yanı.
Bana beni anlat anlatki zin kıskansın anlatki leyla gönül koysun mecnuna.
Bana beni anlat ruhumun diğer yanı anlatki ez jı te pır hezdıkım anlam kazansın tüm dillerde...
bana beni anlat beni senden dinleyeyimki ibadetim olsun hayatta kalmak.
Bana beni anlat anlatki deniz gökyüzü utansın beni betimlemenden,dağlar çöller küssün sana.
Bana beni anlat anlatki yer çekimine meydan okusun ayaklarım.
Bana beni anlat çocuk gülüşlerimi anlat anlatki huzur bulsun içimdeki yaramaz çocuk.
Bana beni anlat ruhumun güneşi anlatki aydınlansın yüreğimin karanlık yanı.
Bana beni anlat anlatki zin kıskansın anlatki leyla gönül koysun mecnuna.
Bana beni anlat ruhumun diğer yanı anlatki ez jı te pır hezdıkım anlam kazansın tüm dillerde...
9 Mayıs 2013 Perşembe
gülme eylemi
son mu bir başlangıç?başlangıç mı bir son? sorulması gereken ve cevapsız iki tane zor ''aşk'' sorusu yanlış anlamayın dostlar ''matematik'' değil aşk sorusu.her yaşadığımızda kendimize sormaktan korktuğumuz o iki önemli soru işte tamda bu...ben sana artık ilk cevabım ''son''un başlangıcındayım artık.yoruldum omzuma fazlaca yük yüklemenden korktuğumdan değil yanlış anlama affet ama yoruldum bu yükü taşımaktan.sonundayım artık sonunla beraber bir başlangıç yaşamaya yemin ediyorum yeni bir milat,yeni bir hayat belki biraz mutluluk belki biraz umut.en azından beklemenin verdiği yorgunluk olmayacak artık her kafamı yastığa koyduğumda ''umut'' etmeyeceğim artık yada bir ''dilek'' tutmayacağım mesela olur olmadık hayaller kurmayacağım üzerinden sen başka hayallerde gezelerken.belki başlarda zor olacak bu kararı da almak kolay olmadı her defasında üzerine üzerine gittim acının üzerine gittim kaderin ama naparsın olmayınca olmuyor işte.anlamlı yada anlamsız tüm yazılarım kifayetli yada kifayetsiz tüm kelimelerim belkide tüm sitemlerim sanaydı artık onları da alıp gidiyorum...zaman insanın en büyük hazinesi zamanımı sana armağan ederken hiç korkmamıştım ama artık korkuyorum gözlerini gördükten sonra korkuyorum...gel gelelim gülmeye ''gülmek'' anlayana en büyük eylemdir aslında ve sana söz olsun gülmek senin için yaptığım en büyük eylem olacak...
29 Nisan 2013 Pazartesi
CAN PAZARI
insan canının pazara çıktığı bir dünyada ve insani duyguların katlinin gerçekleştiği bir çağda yaşıyoruz!bir yerlerde insanlar öldürülüyor,katlediliyor yada cinsel,toplumsal,duygusal istismara uğruyor.ne kadar ironiktir ki geçmişte var olmuş bir uygarlığın kehanetine inanıp yada bir dizi kahramanının ölümünü benimseyip bunlara anlam ve duygu yükleyen insanlar asıl duyarlılık göstermeleri gereken noktalarda tamda resimdeki gibi sırtlarını dönüp duyarsızlaşıyorlar.bence asıl kıyamet insanların vicdanlarında kopuyor ve bence asıl ölümler insanlığın duygu ölümleri oluyor.bir yerlerde kimyasal bir silahla ölen bir çocuk kimin umurunda,açlıktan sömürge olmuş köleleştirilmiş bir toplum,şiddet gören bir kadın kimin umurunda? Dilerim ki insan olmamızın verdiği bir gereklilik olarak vicdanımızı ve duygularımızı yeniden gözden geçirebilecek bir hal alabiliriz....
DÜŞ'ÜN
düş'ün düş'üme değince gök kuşağı olur gönül bahçem bir güneş gibi doğarsın hayal bahçeme.ağız dolusu kahkahalar bekler benimle birlikte seni bekleyişler bekleyişler bekleyişler hayalimdeki sevgiliye bilirimki sana ulaşmam içindir acılarım sana ulaşmam içindir gözyaşlarım çünkü sen gelince gönül fakiraneme bilirimki her acı binlerce mutluluk her gözyaşı binlerce kahkaha olacak.yolda yürürken geçiyorsun belki yanımdan belkide çok uzak diyarlardasın ama hissediyorum az kaldı geleceksin ve ozaman dolacak yarım kalan sol yanım işte ozaman gerçek mutluluğu gerçek aşkı gerçek sevgiliyi bulmuş olacağım.senden öncesi vardı elbet belki güzel aşklarım belki güzel anılarım oldu belkide pembe hayallerim oldu ama her yarı yolda bırakıldığımda anladım ki mutluluk için sadece birer zorlu basamakmış yaşananlar.gelirsen birgün bilesinki gönlüm kırık hayallerim yaralı bilesinki yüzüm gülmeye kalbim sevmeye susuz....
hepimiz mutluluğu ne kadar farklı şeylerle tanımlıyoruz değilmi?
Aslında mutluluk hayatında hiç televizyon görememiş bir çocuğun bit televizyon görüp mutluluk içinde çizgi film izlemesi belkide.hayat karşımıza o kadar farklılık çıkartıyor ki bazen kimse kendininde bir zamanlar çocuk olduğunu hatırlamıyor.zenginlerin eski diye attığı bir tv de fakir bir çocuğun mutluluk bulması aslında en günahsız mutluluk yada belki savaşta olan bir ülkede bir cocugun bugünde ölmemesi belkide açlık çeken bir yerde bir dilim kuru ekmek bulması.hayatın akışına o kadar kaptırmışızki kendimizi etrafımızda olup bitenlere karşı duyarlılık gösteremeyecek hale gelmişiz....
Aslında mutluluk hayatında hiç televizyon görememiş bir çocuğun bit televizyon görüp mutluluk içinde çizgi film izlemesi belkide.hayat karşımıza o kadar farklılık çıkartıyor ki bazen kimse kendininde bir zamanlar çocuk olduğunu hatırlamıyor.zenginlerin eski diye attığı bir tv de fakir bir çocuğun mutluluk bulması aslında en günahsız mutluluk yada belki savaşta olan bir ülkede bir cocugun bugünde ölmemesi belkide açlık çeken bir yerde bir dilim kuru ekmek bulması.hayatın akışına o kadar kaptırmışızki kendimizi etrafımızda olup bitenlere karşı duyarlılık gösteremeyecek hale gelmişiz....
O
umutlar umutlar umutlar..............
hangi deniz,hangi dalga getirir bize umud ettiklerimizi? Hayattan sürekli beklentilerimiz olur aslında herbiri birer umut her biri birer bekleyiştir,bazen bunlar iç çekişlere de dönebilir çok istersin birşeyi o ise sanki seninle savaşırmışçasına uzaklaşır senden,sen kovalarsın o hep kaçar hep bi kovalamaca vardır aranızda fark etmediğiniz.bazen "o" gelir aklınıza ve tamda işte o anda değişir kalp ritimleriniz beyniniz kalbinizi komuta edemez hale gelir.düşler kurmaya başlarsınız onunla düşler ötesinde belkide hiç gerçekleşmeyecek bir düştür bu belkide hiç olmayacak bi "o" dur umud ettiğiniz. Ama yinede beklemesi güzeldir güzeldir onunla hayal kurması:denizi dinlemek onunla sessiz sedasız susarak aşkını anlatmak ona tarifi imkansız,elele tutuşmak kalabalıklarda belkide hiçbirini yapamamak ama yinede güzeldir "o"nu hayal etmesi.sabah uyandığında güne onu düşünerek başlamak sıcacık yatağının içinde donmak gibi yada boş tavana bakıp orda gökyüzü görür gibi titreyerek ve gülerek uyanmak.geceyede onunla son vermek mesela bir sigara tiryakisinin sigaradan aldığı son yudum kadar vazgeçilmez olur "o"nu hayal etmeyi bırakıp uykuya dalmak.yemek yemek kadar zaruri bir ihtiyaç halini alır "o"nu düşlemek bazende istemeden farkında olmadan gülersin yanında oturan mutlu çiftleri görünce "o ve ben"'de mi böyle olacaz? Bazen bir müzik dinlersin en olmadık zamanlarda hıçkırıklara boğar seni göyaşların "o"nun yokluğu acıtır canını bazende çalarsın bir düğün halayı başlarsın "o"nu umud etmeye.aslında belki hiç olmayacak bir hayaller prensidir "o" ama sen yinede beklersin belki birgün gelirde hayatına anlam katar diye aslında hiç gelmesede olur ben hayalimdeki "o"nla mutluyum.....
hangi deniz,hangi dalga getirir bize umud ettiklerimizi? Hayattan sürekli beklentilerimiz olur aslında herbiri birer umut her biri birer bekleyiştir,bazen bunlar iç çekişlere de dönebilir çok istersin birşeyi o ise sanki seninle savaşırmışçasına uzaklaşır senden,sen kovalarsın o hep kaçar hep bi kovalamaca vardır aranızda fark etmediğiniz.bazen "o" gelir aklınıza ve tamda işte o anda değişir kalp ritimleriniz beyniniz kalbinizi komuta edemez hale gelir.düşler kurmaya başlarsınız onunla düşler ötesinde belkide hiç gerçekleşmeyecek bir düştür bu belkide hiç olmayacak bi "o" dur umud ettiğiniz. Ama yinede beklemesi güzeldir güzeldir onunla hayal kurması:denizi dinlemek onunla sessiz sedasız susarak aşkını anlatmak ona tarifi imkansız,elele tutuşmak kalabalıklarda belkide hiçbirini yapamamak ama yinede güzeldir "o"nu hayal etmesi.sabah uyandığında güne onu düşünerek başlamak sıcacık yatağının içinde donmak gibi yada boş tavana bakıp orda gökyüzü görür gibi titreyerek ve gülerek uyanmak.geceyede onunla son vermek mesela bir sigara tiryakisinin sigaradan aldığı son yudum kadar vazgeçilmez olur "o"nu hayal etmeyi bırakıp uykuya dalmak.yemek yemek kadar zaruri bir ihtiyaç halini alır "o"nu düşlemek bazende istemeden farkında olmadan gülersin yanında oturan mutlu çiftleri görünce "o ve ben"'de mi böyle olacaz? Bazen bir müzik dinlersin en olmadık zamanlarda hıçkırıklara boğar seni göyaşların "o"nun yokluğu acıtır canını bazende çalarsın bir düğün halayı başlarsın "o"nu umud etmeye.aslında belki hiç olmayacak bir hayaller prensidir "o" ama sen yinede beklersin belki birgün gelirde hayatına anlam katar diye aslında hiç gelmesede olur ben hayalimdeki "o"nla mutluyum.....
İNSANOĞLU
nefis kalbin en büyük düşmanıdır,umut ise en büyük dostu....insanoglu dünyaya gözlerini açtığı anda ağlayarak açar çünkü tertemiz gelmiştir kötülüklerle dolu dünyaya.büyüdükçe geçer nefis ve umut köprüsünden incecik bir çizgidir o aslında.şayet nefsini terbiye etmenin bir yolunu bulduysan eğer tamda o noktada umut yeşerir küçücük bir şeyden bile bir umut çıkarmaya başlarsın ağlayarak geldiğin dünyada artık gülmeyide öğrenirsin kaybettiğin her şey kazanacaklarının birer umdudur aslında bunu fark etmelisin,ne çok gözyaşı döktüysen toprağa aslında o kadarda umut demektir.her doğan güneş ardında yeni umutlar barındırır bilinmeyen zamanlardan gelen gülüşlerimiz bunlaradır aslında ve hayat her şeye rağmen gülmeye değer....
O BENİM
Gözlerimi kapatmış kaptırmışım kendimi yine hayallerimin mapushanesine tutuklamış beni yine hayallerim.
Düşüncelerim geçmişten intikam alırcasına huzurlu,tüm yaşanmışlıklara inat.
Tebessüm yüz tutmuş fener olmuş gelecek kahkahalara.
Hüzün isyanlarda savaşı kabettiğinden uçurmun eşiğinde.
Çocukluğum selam veriyor ban hoş geldin yeniden yuvana diyor .
Gençliğim tebessüm ediyor bana bir yerlerden sonunda başardın diyor.
Ve be artık biliyorum `o` benim.
Gökyüzüne bakıyorum hayallerimin sonsuzluğunu anlatıyor bana.
Denizi izliyorum sonsuzluğun sonunu hatırlatıyor bana.
Selam size ey dostlar biliyoruM artık `o`benim....
Düşüncelerim geçmişten intikam alırcasına huzurlu,tüm yaşanmışlıklara inat.
Tebessüm yüz tutmuş fener olmuş gelecek kahkahalara.
Hüzün isyanlarda savaşı kabettiğinden uçurmun eşiğinde.
Çocukluğum selam veriyor ban hoş geldin yeniden yuvana diyor .
Gençliğim tebessüm ediyor bana bir yerlerden sonunda başardın diyor.
Ve be artık biliyorum `o` benim.
Gökyüzüne bakıyorum hayallerimin sonsuzluğunu anlatıyor bana.
Denizi izliyorum sonsuzluğun sonunu hatırlatıyor bana.
Selam size ey dostlar biliyoruM artık `o`benim....
!Neyse boş ver....
-canımın
özü yüzüm yüzüne hasret sesim sesine yüreğimse yüreğine hasret
nerelerdesin?hangi rüyanın hangi selvinin peşindesin? Seneler birbirini
kovalıyor herşey olduğu yerde kalıyor değişmiyor ne seni reddediyor kalbim nede
kabul edebiliyor varlığını aşkımı acınla harmanladın aşkın kalbime hüzün dikeni
olarak battı çıkartmak mümkün olmuyor.ben seninle bir ömür ben seninle bir rüya
düşlemiştim içinde güzellikler dolu olan aklıma düşüyor bazen gecenin bir
vakti hayallerimiz sonra birdaha aklıma düşüyor sana dair hayal edipte
yaşayamadıklarım yakıştıramadıklarım düşüyorum bir ikilem çukuruna merak etme
artık uğruna dökecek gözyaşım kalmadı artık canımsa yanmıyor eskisi kadar ne mi
anlatıyorum ben sadece sen işte sen bazen tebessüm olup düşüyorsun aklıma bazen
binlerce acı.seni farklı tanımış birde farklı sevmiştim biliyormusun bana
anlattığın o güzel masallar yada yazdıklarında olabilir onlar var ya inanmıştım
ben onlara sonraları sonraları öğrettin bana sadece bir masalmış gerçekten
anlattıkların hepsi birer hikaye oysa nasılda mutlu olurdum küçücük bir
jelibonla çocuklar gibi kıyamazdım yemeye sonra hınzırlık eder yerdim işte.kimi
zaman dostum olurdun ağlardım omuzunda kimi zaman abi olurdun nasihat verirdin
kimi zaman deli bir çocuk olurdun elin ağzındayken ama işte herşey
olabilirdin.merak etme yalnızığım bana ben yalnızlığıma dost olduk sırt sırta
yaşıyoruz mutluyuzda ha.belki hiç pişman olmadın belkide çok pişman oldun
yaşattıklarına belki unuttum sandın belkide hiç unutmayacağımı biliyorsun evet
unutmadım kaybettim o herkese olan güvenimi çünkü "sen bile"! Neyse
boşver....
ironi
insanlar kaderlerinden kaçmayı cesaret zanneder olmuş ne kadar ironik.olan birşeyi gözünün önünde olanı görmezden gelmek adetten olmuş artık sokakta biri birini öldürünce sıradan bir olay gibi bakılıp geçilir olunmuş artık.haberlerde şiddet,kan,dram haberleri görünce artık ağlanacak halimize güler olmuşuz.iki gün güzel bir şeyler konuşulunca üçüncü gün altında bir şeyler arar olmuşuz yada arı deliğine çomak sokar olmuşuz.hepimiz üç maymun olalı çok olmuş bir yerlerde insanlar aç susuzken bakar kör olup görmedim der olmuşuz yada biri kulağımıza düşmanlık fısıldarken biz onu dostane sanmaya başlamışız ve en kötüsü de ne biliyor musunuz bunları bildiğimiz halde bilmiyorum deyişimiz.o kadar kaptırıyoruz ki hayatın akışına kendimizi kimin yuvasına ateş düşmüş banane kim aç susuz kalmış banane der olmuşuz.bencillik almış başını gidiyor eskiler ne de iyi demiş bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.bizler neyiz şuan genç diye nitelendirilen kanı delice akan gençler neden koyunlaşıyoruz neden koyunlaştırılmak uyuşuk kalmak bize aşılanıyor kalkıp elimizi taşın altına koyup biz insanlık için varolan dünya düzeni için naapıyoruz?gelecek nesiller bizden öğrenecekler geçmişi yada geleceklerini neden gelecek nesillerimize anlatacak güzel bir bunu biz yaptık biz başardık diyeceğimiz bir olay olmasın ki.hepimiz sosyal medyayla haşır neşiriz hepimiz teknolojiyle burun burunayız olmazsa olmazlarımız halindeler öyleyse neden sorgulamıyoruz neden birlik beraberlilk içinde bir adım atamıyoruz ve en önemlisi biz genç nesil neden kendimizi sorgulayamıyoruz?eleştiriye kapalı,üretmeye kapalı,uygulamaya kapalıyız hepimiz sadece bir saat kendimizi sorgulayıp toplumsal duyarlılık adına bir tek şey yapsak belki birçok hayat kurtaracağız...
VAN...
VAN
hayata gözlerimi açtığım yer gözlerimi açarken yaşanacakların hepsini sanki bilircesine avazımın çıktığı kadar ağladığım yer.
Van mezotopamyanın kandim şehri incisi.kimi zaman acı kimi zaman gül kokan topraklı kadim şehir.
Van sokakları buram buram otlu peynir kokan şehir.tandır ekmeğiyle çayla ne de güzel gidersin.
Van dostlukların şehri,kardeşliğin şehri ne de güzel dostluklar kardeşlikler barındırırsın içerinde.
Van uçkun yerkenki gibi kimi zaman yüz ekşiten ama eşsiz lezzetli şehir.
Yıllar yılı beni sevinçlerimle acılarımla bağrına basan şehir ah bir bilsen nasıl özledim sıcaklığını bir bilsen ne kadar özledim içerindeki canımın yarılarını annemi,babamı,abimi tüm sevdiklerimi ve tabiki seni yıllar yılı kaçıp kurtulmak istediğim ama şuan her nefeste özlediğim seni. Doğup büyüdüğüm topraklar mutlu çocukluğum toprak ve su ile yaptığım oyuncaklar gün batımında eve girdiğimdeki o muazzam yorgunluk.gençliğim kimi zaman hırçın kimi zaman durağan kardeş dolu dostluk dolu gençliğim ne de sıcak dostluklarım vardı sende gizli olan ve şimdim sana hasret kalışım kimi zaman dorukta kimi zaman daha az ama hep aklımda özlenmektesin VAN tüm yaşanmışlıklarınla beraber...
hayata gözlerimi açtığım yer gözlerimi açarken yaşanacakların hepsini sanki bilircesine avazımın çıktığı kadar ağladığım yer.
Van mezotopamyanın kandim şehri incisi.kimi zaman acı kimi zaman gül kokan topraklı kadim şehir.
Van sokakları buram buram otlu peynir kokan şehir.tandır ekmeğiyle çayla ne de güzel gidersin.
Van dostlukların şehri,kardeşliğin şehri ne de güzel dostluklar kardeşlikler barındırırsın içerinde.
Van uçkun yerkenki gibi kimi zaman yüz ekşiten ama eşsiz lezzetli şehir.
Yıllar yılı beni sevinçlerimle acılarımla bağrına basan şehir ah bir bilsen nasıl özledim sıcaklığını bir bilsen ne kadar özledim içerindeki canımın yarılarını annemi,babamı,abimi tüm sevdiklerimi ve tabiki seni yıllar yılı kaçıp kurtulmak istediğim ama şuan her nefeste özlediğim seni. Doğup büyüdüğüm topraklar mutlu çocukluğum toprak ve su ile yaptığım oyuncaklar gün batımında eve girdiğimdeki o muazzam yorgunluk.gençliğim kimi zaman hırçın kimi zaman durağan kardeş dolu dostluk dolu gençliğim ne de sıcak dostluklarım vardı sende gizli olan ve şimdim sana hasret kalışım kimi zaman dorukta kimi zaman daha az ama hep aklımda özlenmektesin VAN tüm yaşanmışlıklarınla beraber...
MİYİZ?
herkes kendi filminin başrolünde değil midir zaten? Sen ve diğeri diğeri dediğime bakma aslında senin kahramanındır o hayatına can katandır sana delice gülmeyi öğreten yeri geldiğindeyse seni cehennemin taa en dibinde yakandır.sen ona bakmaya kıyamazsın o seni kırmaktan çekinmez hayat hanginizin daha çok umrunda?acıya mı alışmalısın yoksa aşka mı? Gülmeyi mi unutmalısın yoksa ağlamaya mı alışmalı? Yok mu bir orta noktası? Cevap açık aslında bir seçenek yok aşıksan eğer acıyıda seveceksin.aşk acıyla yoğurulur yoğuruldukça artar acısı dışavurumu ise inci tanelerimiz olur....
Hepimiz kendi filmlerimizin yazanı ve yöneteni değilmiyiz aslında?
Her zaman seçimlerini kendin yaparsın kim sana ne söylerse söylesin ne derse desin doğru veya yanlış anlamlı veya anlamsız sen yine ensonunda kendi bildiğini yaparsın. Sonuç mutlu olunca zaferim dersin bu benim zaferim fakat gel gör ki sonuç hüsran dolu oldukça o kabaran omuzların her defasında biraz daha düşer bir saatten sonra kambur olmaya başla yaşadıkların omuzlarında.gülmeyi unutursun ağız dolusu baharı yaşayamazsın doyasıya yada kışta üşüyemezsin yeterince ısıtan olmamasından korkarsın.hep eksik kalırsın biraz blr parçan hep eksiktir tamamlanmaz hayatın alışılmış ilerler ama gel görki gece olunca senden korkağı olmaz o yatağa girmekten ödün kopar çünkü en çok orda yalnız kalırsın en çok seni orda bulur acı.uyku ölüm hali aslında ölmekten korkuyoruz demekki çünkü gerçekleştirmediğimiz okadar çok beklentimiz yarım kalıyor ki hergün o yatağa girinc ölüme en yakın oluyoruz.çok mu umutsuzum umut nedir hiç olmayacak birşeyi beklemek mi?yoksa olacak birşeyin yolunu beklemek mi?gerçekleşmesi mümkün olmayacak birşeye umut bağlamam mesela bir kuş olup özgürleşmeyi mesela tüm dengesizliklerde denge durumunu?gülmek mesela yüzümüze anlamsız bir güzellik katar herkeste ayrı bir güzel durur ya gözyaşı o da herkeste acı durur mu? Sorular sorular sorular gerçekleşmemiş yarım kalan beklentiler hep sorular sinsilesini getirir ardından dostlar binlerce onbinlerce soru susmak bilmez...demem o ki herşey gönlünüze göre olsun herkesin filmi onun istediği "son"la bitsin...
1 NİSAN
keşke birileri çıkıp 1 NİSAN desede Afrikadaki açlık ve salgınlar bitmiş olsa.Filistindeki katliamlar son bulmuş olsa.Türkiyede toplumsal barış sağlanmış olsa.Tüm dünyada sınıfsal farklılıklar arasındaki uçurumlar azda olsa kapanmış olsa.Kadının bir araç değil varoluş olduğu anlaşılmış olsa.Cehalet ortadan kalkmış olsa.Kısacası tüm kanayan yaralar son bulmuş olsa....
gül-mek
düşünmek insanı bazen yorar bazen dinlendirir mi sahiden? Peki ya hayat?sizde hiç şu yaşta yaşamaktan sıkıldınız mı bazen bazende delicesine tutkulu bağlandınız mı hayata? Keşkelerim olmadı şu hayatta her zaman iyi ki dedim yada olacağı varmış dedim öyle yada böyle avuttum kendimi,küçük şeylerle mutlu olabilmenin yolunu keşfettim acılar çekerek.bazen etrafımdakileri suçladım yaşadıklarım için şu olmasaydı bu olmasaydı şöyle olmasaydı böyle olmasaydı diye.sonraları fark ettim aslında kimsenin bir suçu yokmuş yaşanmışlıklarım da şu yada bu değilmiş suçlu olan çünkü benmişim anlamsızı anlamlandıran,anlamlıyı anlamsızlaştıran.en çok kafamı yastığa koyduğum zaman yalnızlık çalar kapımı yoğunlaşır yoğunlaşır yüreğim beynimden bağımsız çalışmaya başlar tamamen sonra süzülür iki yaş gözümden hepte sol gözümden akmaya başlar hani sol gözünüzden akıyorsa ilk yaşınız mutsuzluk yaşlarıdır derler ya o misal benimki de.sonra yoruluyorum ve uyuyakalıyorum gün ağarmaya başlarken gün doğumunu görürken içimde bir umut yeşermeye başlıyor anlamsız bir gülümseme yayılır yüzüme sonra dahada bi iyi anlarım gülümsemenin kıymetini daha iyi anlarım umut etmenin değerini ve sonra yine derim "gülmek güzeldir"...
KADIN
kadınlar toplumun merdivenleridir ve o merdivenler basamaklar çıkıldıkça başarıya ulaşır ulaştırır.merdivenle kimi zaman acılarla doludur kimi zaman mutluluklarla!kadınlar hassastır bir papatya misali,kadınlar hüzünlüdür en az bir ters lale kadar.Kadınlar incidir çıkarmasını bilenekadınlar fenerdir kullanmasını bilene.kadınlar bilgedir dinlemesini bilene.Kadınlar aşıktır ettirmesini bilene.Kadınlar ana'dır sunmasını bilene.Veekadınlar mağdurdur zulmü sevende!Kadınları erkeklere kelepçeleyip mahkum etmek yerine kadınları özgürleştirelim kelebek gibi.toplumların hızla geliştiği dünyada hala zulmü reva görenleribir anayı bir sevgiliyi bir papatyayı bir ters laleyi bir bilgeyi bir feneri kazanmaya davet ediyorum kaybetmeye değil! Gelin hep beraber umut edelim keşfetmeyi ve keşfedilmeyi hazır bekleyen yarınları...
Kadınlar günümüz kutlu olsun
AÇLIK
herkes mutluluğa aç kalır oldu son zamanlarda.mutluluk kıtlığı yaşanıyor her hanede.kim gülebiliyor ki artık yaşananlara herkes düşmüş bir telaş peşine herkesin omuzunda birer kambur.hani derler ya yaşın kaçta hey gidi zaman!diyorsun? Hayır aslında tamda bizim için hey gidi zaman!çocukken nasılda kaygısızdık,sokaklarda toz toprak içinde oynarken toprak böyle acı kokmuyordu tek korkumuz kirlenen kıyafetlerimiz ve ellerimiz olurdu bunun için azarlanmamız belkide.acıkınca salça ekmek yerdik yada salatalık domates alırdık elimize tuzlar tuzlar yerdik.o zamanlar bilmezdik dünyanın bir köşesinde bir lokma ekmeğe muhtaç binlerce yaşıtımız olduğunu.oyuncaklar alınırdı bize çok mutlu olurduk ama o zamanlar bilmezdik bu oyuncaklar yapılırken yapıldığı maddelerden biri olan petrol uğruna ırkların katledildiğini.masumduk yani suça ortak değildik geçmiş zamanlarda.peki ya şimdi?bilmiyor muyuz? Toprağın çöplerden acı koktuğunu yada bir yerlerde açlıktan ölen çocuklar olduğunu hatta bilmiyor muyuz kullandığımız birçok şeyde ham madde olarak petrol kullanıldığını ve bu petrol uğruna belki bir hayvan ırkı belkide birçok insan ırkının yok edildiğini.biliyoruz da elimiz kolumuz bağlanıyor bir şekilde tüketime ortak oluyoruz bazen doğrudan bazen dolaylı olarak.işte o yüzdendir ki farkında olsak da olmasak ta hepimizin sırtında var birkaç kambur.nereye gidiyoruz?bir bilinmeze belki de.sözde en akıllı ırk olan insanlığın yok olmasına doğru ama şunu unutuyoruz ki ya bizden de akıllı olabilecek ırklar varsa ve biz onları daha fark edemeden yok ediyorsak?biz bir aptallık çağında bile bile kendi kendimizi yok etmiyor muyuz? Yavaş yavaş evet ediyoruz ve günlük telaşlarımızdan bunları düşünemiyoruz bile...
gönl-ü esrarım
hüznün hüznüme eş ruhun ruhuma heleki değince gözlerin gözlerime bir deniz feneri misali aydınlanır karanlıklarım neredesin ey silueti hayalimde olan gönl-ü esrarım...sen ki zinin meminden aslının kereminden leylanın mecnunundan da sevilesi olan neredesin? Senki gülünce dünyayı aydınlatan senki ayaz çökünce iç ısıtan senki gönlüme rahmet getiren neredesin ey ruh-u can kokanım...sen ki hayallerimi süsleyen aynı yürek çatısında bir ömür hayal ettiğim ey özlenen neredesin gel artık...
vay be
hayatta vay be diyeceğimiz o kadar çok şey oluyor ki aslında,biz farkında olmadan her şey herkes çok fazla değişiyor.misal:biriyle bir birlikteliğe başlıyorsunuz her şey yolunda güzel gelecek planları kuruyorsunuz o zamana kadar siz hep dört dörtlük sünüz ve siz hep eğlenilecek değil evlenilecek kişi profilindesiniz bu"evlenmek-eğlenmek" arasındaki farkı da yine oluşturan insanoğlu.günler aylar geçer artık bir şeyler yolunda gitmez ayrılık gelip çatmıştır ve işte tamda o saatten sonra siz her zaman "kötü" objesisinizdir.ne kadar ironik değil mi sizi severken ağzından iltifatlar ağzından eksik olmayanlar sonrasında sizin hakkınızda demediğini bırakmaz ve aslında o her zaman hatasızdır.üzücüdür ki insan olma nitelikleri cidden kaybolmakta gözle görülür elle tutulur hiç birşey olmadan insanlar insanları bazı konumlara oturtmayı huy bilmiş kendisine.kimse şunu sorgulamıyor insanların cinsiyeti ne olursa olsun seçimleri ne olursa olsun onu yargılamak bir başka insana düşmez eğer illa bir ahlaki yargılama söz konusu olacaksa bırakın da ona tek yargılayıcı olan "ALLAH" hüküm versin ve eğer siz ki kararlarınızdan dönüp akken kara diyorsanız bence aslında sizin kişiliğiniz sorgulanmalıdır.
23 ekim saat 13.45 VAN 7.2 ile sallandı!!!
23 ekim saat 13.45 VAN 7.2 ile sallandı!!!canlar yandı haneler yıkıldı ve her şeyden önemlisi umutlar tükendi.hayat tam da o saatte VAN için durdu,çığlıklar sirenlere sirenler gözyaşlarına karıştı o cehennem öğleninde.ve güneş bu güne kadar hiç batmadığı kadar büyük bir acıyla battı şehr-i VAN da ve Van hiç olmadığı kadar öksüzdü üşüyordu,nice canlar yitirildi o buz kesen çadırlarda.günler ayları kovaladı aylarsa yıl oldu tam bir yıl geçti aradan.kangren olsa da bu yara azda olsa durdu sızısı ve VAN hiç olmadığı kadar na öksüz şimdi.umarım bu acıyı hiçbir insanoğlu tatmaz yılını devretmesine rağmen hala gözyaşı döktürebilecek kadar acı bu acı.ne yunus gibi gencecik bedenlerimizi,ne o umut dolu bakışları ne de yitirdiğimiz canları unutmayacağız.geçmiş olsun geçsin ve bir dahada asla gelmesin...!!!
an gelir
ihanet aslında anlık bir hata,anlık bir
düşünce,anlık bir pişmanlık değildir.ihanet ruhuna işlemiş kirli bir
varoluştur.onunla beslenirsin her defasında da bir sanatçı edasıyla işlersin
mazeretlerini ve hep inanırlar biliyor musun çünkü inanmakta bir aldatmaca değil
aldanmacadır inandırırsın kendini bir peri masalına.ama an gelir aldatmaca da
aldanmaca da son bulur,çünkü aldatan pişman olur aldanan ise vazgeçer...
Gelin ağabeyler ablalar drama gelin hayata gelin….
ayakkabını boyayayım mı ağabey ! +45
hangi uçtasınız boyayım mı boyamı?
zoruma gidiyor 45 yaşındaki amcanın +15 yaşında
bıyığı terleyememiş genç delikanlının ayakkabısını boyaması ama değiştiriyor mu
zoruma gitmesi yok hiç bir işe yaramıyor o kadar uç sınırlarda yaşıyoruz ki
ezen burnunun ucundan ezileni göremiyor ya ak ya kara ya herru ya merru yok
başka bir yol kimileri bardağında viskisi yudumlarken sıcak şöminesinin önünde
kimi sokakta onun attığı kuru ekmeği suyla yumuşatıp yemenin peşinde kimse
sırça köşkünden kafasını çıkarıp da bakmaz çöpte ekmek eşeleyen insana daha da
doğrusu insan görünümlü onun gözünde hayvana sınırlarımızın ortası yok ya her
zaman ezensin yada her zaman ezilemeye mahkum olan.....
yüzyıllardır süre gelen tükenmek bilmeyen bir gelenek aslında sanılan
şey desek daha doğru olur.yıllar yüzyıllar öncesinde daha derebeylik döneminden
feodalizme feodalizmden sözde demokrasiye
kadar süre gelen bir şey .çağımızın ülkemizin ve dünyanın bugün ki en büyük
problemi bu değil mi aslına bakarsanız yüzeysel değil de derinlerden bakarsanız
olaya.yaşadığımız dünyada politikadan tutunda hanelere kadar hanelerden tutun
da halka halkçılığa kadar halkçılıktan tutunda tutuculuğa kadar hepsinin çıkış
noktası da bu değimlidir zaten….
20 yaşında günümüz gençlerinden olarak işe
magazinsel boyuttan başlamak istiyorum.etrafımıza bir bakalım kim kiminle
nerede ne yapıyor bugünlerde en çok ekmek getiren sektör adam kadınla yolda
geziyor bu uğurda flaş flaş flaaşşş diye ana haberler bile bülten değiştiriyor
akabinde adam kendi el emeği olmadan yanında uşaklarıyla film yapıyor dizi
yapıyor değiniyor bir drama reytinglerin ardı arkası kesilmiyor…para para para
gelsin paracıklar peki ya benim sokaktaki insanım ne halde ne durumda ne yapar
nasıl yaşar? Kim kiminle nerede ne yapıyor banane bundan benim halkım nerede
nasıl ne şartta yaşıyor benim için önemli olan bu.ana haber bültenlerinin amacı
ne halk halk sadece ünlülerden oluşmuyor kusura bakmayın birazda inin şu
sokaklara bakın bakalım istanbulun arka sokaklarındaki küçücük çocuktan
koskocaman adama kadar ne halde veya şehr-i vanın yaraları ne durumda kanamakta
hala sızlamakta hala denilmiyor ki bu ülkenin doğusundan batısına ne halde
demeyin ki bana değiniliyor hayır efendim değinilmiyor sadece değinilmek
istenilene değiniliyor o kadarcık.neden biz böyleyiz elimize gazeteyi aldığımız
zaman ilk baktığımız magazinsel siyaset veya 5N 1K neden biz bu kadar
tüketiciyiz de üretici konumuna gelemiyoruz.Formun Üstü
Günümüzde
insanların iş bulma olasılığına bakıyoruz da kardeşim nerede ekmek aslanın
midesinde midesin de bile değil bulunamamakta ki yenilsin…işsizlik azaldı
deniliyor evet aslına bakılırsa azaldı peki bu azalma hangi insan modeline göre
yapıldı ilkokul mezununa göre mi lise
mezununa göre mi üniversite
mezununa göre mi veya çift üniversite mezununa göre mi bu çok büyük
çelişkidir.bugün parasal açıdan herkes sırça köşkünden çıkıp elini hatta yok
yok parmağını taşın altına koysa bugün Türkiye bu durumda olmazdı kimse çok bir
şey istemiyor arkadaş sadece sen sıcak yatağındayken birde van da çadırda donan
veya yanarak ölen bebeği düşün yeter o zaten
veya hiç olmadı mı düşün hemen evinin önünde ki senin yemeye tenezzül
etmediğin yemeği çoluk çocuğuna götürmek isteyen babayı çokta uzağa gitmene
gerek yok aslında bak çok yakınındalar görmek istersen ama ne kadar
görebilirsin ki bunları görebilsek zaten bu durumda olmazdık.alıyorsun işe 40 yaşında
ki adamı suyu çıkana kadar çalıştırıyorsun hakkındır çalıştırmak lafım yok
işverensin ama hangi gün patron koltuğundan kalkıp da yanlarına gidip nasılsın
deme zahmetinde bulundun dur aslında buna net bir cevabım var tabi ki
hiç…arkadaş nereye gidiyoruz biz sokağa
çıkıyorum hani en başında değinmiştim ya zoruma gidene bakıyorum 45 yaşında
amca 15 yaşındaki gencin ayakkabısını boyuyor boyasın ekmeğini taşı sıkıp
suyunu çıkararak kazansın lafı sözü olan namerttir ama bir bakmışsın ki ne
göresin amcamın ayakkabısını boyadığı gençcik babasından görmüş ya üzmeyi ne biçim boyuyorsun hayret bir şey madem bilmiyorsun bu yaşta
neden ayakkabı boyuyorsun git evinde otur demesi kolay gençcik sen sıcacık
evinde kulağına takıp kulaklığı hülyalara dalarken o adamın kuru ekmek
götürmesi gereken bir ailesi var ama kızmamak lazım gençciğe ne yapsın babadan
böyle görme şaşmamak lazım yahu neredeyiz biz anneler babalar bari
çocuklarınızı böyle yetiştirmeyin benzetmeyin kendinize alet etmeyin kirli duygularınıza tertemiz
çocukları geleceğe insan kazandırın insancık değil.dönüp şöyle bir vanıma
gitmek istiyorum yaşadık bir felaket belli ki kolay kolay silinmeyecek izi
dinmeyecek yaraları bitmeyecek dramı kolay kolay üzülüyoruz evet herkes üzülüyor insani
vicdani duygular taşıyan herkes hem de fakat hani neredesiniz ayda bir bina
bitiren müteahitler şimdide gelin
elinizi koyunda taşın altına yapıverin hayrınıza iki tane üç tane ev gerek yok
gökdelene istemiyor kimse onu şunu da belirtmek isterim ki sözüm meclisten
dışarı üzerine alınması gereken her birey alınabilir üzerine . hani nerede oluk
oluk dışa yatırım yapan yerli zenginlerimiz yetmedi mi Ankara ya İstanbul a
diktikleriniz şimdi de memleketinizin yaralarını iyileştirmek için yapsanıza
birkaç çamsakızı çoban armağanı ama pardon unutmuşum oralarda daha değerli
değil mi mal varlığı ne gerek var zaten viran olmuş yıkılmış benim sandığım ama
hak etmediğim memlekete yatırım yapmaya az da olsa yara kapatmaya çalışmaya ben
alırım ailemi giderim paşa paşa
yerleşirim bir şehre banane van yıkılmış işime bakarım ben öyle değil kardeş
sen bu toprağın insanıysan ve varsa elinde imkan yapman gerek yapamıyorsan otur
şapkanı önüne alda bir düşün ben neyim diye eminim birçok insana göre hiçsin
nitekim ben o insanların çıkmayan sesiyim duymalısın beni bunu yapamıyorsan
hiçsin aksini düşünen olduğunu zannetmiyorum.başkalaşmayalım artık insani
duygularımızı kaybetmeyelim yıkılan her
şeyi yerine getirmek için hepimiz el ele yürek yüreğe verelim kimse kimseyi ne
hor görsün ne ezsin nede terk etsin …
Uzun lafın
kısası artık insanlık kazansın istiyorum artık farkındayım istememle olmuyor
ama en azından dile getirmeyi kendime
borç biliyorum ben.ses veriyorum en azından sesi çıkmayanların sesi olmaya
çalışarak.çok uç noktalarda yaşıyoruz
kuru ekmek bulamayan baba bebeğini emziremeyen anne varken düşmeyelim
artık havyarı zeytin sanmış yok efendim burnunu sildiği peçeteyle ağzını silmiş
davasına.farklılaşmamak farkında olmak temennisiyle….
AVŞİN AYHAN
Kaydol:
Yorumlar (Atom)